Sen hayatının her anı tüm ayrıntılarıyla bilinmesi gereken, her anı ibret ve derslerle dolu olan bir güneşsin.
Sen, yolunu kaybetmiş olan bu asra yol gösterecek yegâne nursun.
Sen, merhametini yitirmiş bu çağa lazım olan nahif bir vicdansın.
Sen; tarih, sosyoloji, felsefe, psikoloji ve bilimin her türlü bilimin tanıması gerektiği ilk rehbersin.
Sen bu karanlık çağda takip edilmesi gereken dosdoğru bir yıldızsın.
Bedevi bir toplumdan medeni bir toplumu nasıl çıkardığının derin derin incelenmesi gerektiği gerçek bir öndersin.
Sen o kadar sevildin, o kadar sevildin ki dünyada hiç kimse senin kadar sevilmedi.
Dünyaya yetim olarak geldin ve henüz altısında da öksüz kaldın. Ama her şeyin sahibi olan Allah, sana "elem yecitka yetimen feeva" diyerek senin sahipliğini üstlenince dünyanın en sevileni yani en zengini oluverdin.
Doğduğun zaman ve görevlendirildiğin toplum kız çocuklarından utandıkları için onları diri diri toprağa gömecek kadar cahil ve zalim bir toplumdu.
İşte sen öyle bir toplumun içinde Fatıma'yı kucağına oturtup sever, kızların da evlat olduğunu hatırlatırdın.
Arkadaşın Ömer' in, "cahileyeden iki şey düşünür birine ağlar, birine gülerim" demesi bundandı. "Kızımı gömmek için çukur kazdığımda, kızım üzerimdeki tozları temizlemeye çalışıyordu" derken hıçkırıklara boğulması bundan...
Her sabah mescidde Müslümanların hatırını sorar, ölüsü veya hastası olan için teselli sözleri söylerdin.
Uzun süre görmediğin küçük çocuğun kuşunun öldüğünü duyunca onu taziye için yoklamaya gidecek kadar nazik, yolda ağlayan yetimi evine götürüp evlat edinecek kadar merhametliydin.
Bu fani dünyaya veda etmeye yaklaştığını hissettiğinde öleceğin için endişelenmiyor, geride bıraktığın arkadaşlarının doğru yoldan ayrılıp ayrılmaması konusunda endişe ediyordun. "Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarılın" diyerek önderliğine devam ediyordun.
Kızın Fatıma'ya "benim kızım olduğun için kendine güvenme, seni kurtaracak işler yap" tavsiyesinde bulunup günümüzdeki şefaat ve cennet pazarlamacılarına göndermede bulunuyordun.
Hastalığın artınca ömründen vermek isteyenlere "refik-i alayı tercih ederim" diyerek asıl kıymetli olanı işaret ediyordun.
Bir gün "benden alacağı olan varsa alsın" demen üzerine Ukkaşe, "bir yolculuk esnasında kırbacın sırtıma değdi, halkımı almak isterim" dedi. Sahabeler kızsa da "o hastadır onun yerine bize vur" dese de sen sırtını açtın ve dostunu sarılıp öptüğü sırtından dakikalarca ayıramadılar.
Sen fani âlemden göçünce bir çok sahabe de hatıralarınla dolu olan Medine’de kalmayı başaramadı, orayı terk etti.
Bilal bir daha ezan okuyamadı. Ne zaman okuyacak olsa "Muhammedun resulullah" diyeceği anda yere yığılır, ezana devam edemezdi.
Sen vefat edince kimi sahabe "kim onun öldüğünü söylerse onu kılıcımla keserim" dedi, kimi ise "ona tapanlar bilsin ki o öldü, Allah ise ölmeyendir" dedi.
Şüphesiz sen gelmiş geçmiş bütün insanların en üstünüydün.
"Şüphesiz ki, Allah ve melekleri peygambere salât ederler. Ey inananlar siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin. (Ahsab-56)
Essalat-u vesselamu aleyke ya resulallah!
Selam ve dua ile.