Büyük bir taşı kaldırmaya çalışan adamın hikâyesini bilir misin?

Adam; büyük bir taşı kaldırmak için çok uğraşır ve en sonunda çok zorlansa da onu kaldırıp omuzlarına koymayı başarır.

Güçlükle biraz yol aldıktan sonra ikinci bir taşın yanında durur. İzleyenler onun ne yaptığını anlamaya çalışır. O taşı da omzundaki taşın üstüne koymaya çalıştığını görünce şaşırırlar. Bunu başaramayacağını düşünürler. Ama o anda hayret edici bir gelişme olur ve adam ikinci taşı kolayca omzuna koyar.

Bu taşlara bir tane daha, bir tane daha ekleyince sanki adam hafifler ve bütün o taşların altında koşmaya başlar.

İzleyenler şaşkındır. Bir bilgeye bu durumu anlatırlar. Bilge; "o adamın durumu insanların durumudur, o taş ise işlediğimiz günahlardır. İnsana ilk işleyeceği günahı kaldırmak ve taşımak zor gelir. Eğer o taşı omzundan atmayıp taşımaya devam ederse, diğer günahlar daha kolay hale gelir" der.

Günahlara alışmak kadar nimetlere alışmak da böyledir. O öyle sinsi bir hastalıktır ki, bir yılan gibi hissettirmeden yanı başınıza kadar sokulur. Belki aslanlar, sırtlanlar hiç bir eve sinsice giremez, lakin yılan girebilir.

O kanser hastalığı gibidir ve bu hastalığın belirtileri görülen yahut hissedilen türden değildir, bir gün gelir tüm hayatınızı sarıverir. Yakalandığında ise çok ciddi zararlar verir ve ruhunuzu öldürür.

Bu hastalığın adı “nimetlere alışma hastalığı” dır. Ve maalesef bu yazıyı okuyan herkes bu hastalıkla karşı karşıyadır.

Bunu; mevcut düzeninden ve üst standartlardaki yaşam alışkınlıklarından vazgeçerek zor şartlarda yaşamayı tercih eden biri olarak söylemeyi hak ettiğimi düşünüyorum.

Zira son bir kaç zamandır yurtdışında bulunuyorum ve ülkemiz insanı için nimetlerin nasıl sıradanlaştığını tecrübe ederek öğrenmiş bulunuyorum.

Mesela her düğmeye bastığınızda açılan ışığın, her musluğu çevirdiğinizde akan suyun ne kadar büyük nimet olduğunu biliyor musunuz ve bunu en son ne zaman düşündünüz? Bunun bir nimet olduğunu ve şükretmeniz gerektiğinizi en son ne zaman akıl ettiniz?

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, bunun cevabını olumsuz olarak veriyorsanız "alışkanlık hastalığına" tutulmuşsunuz demektir.

Mesela; Allah'ın verdiği nimetlere alışmış, onları sıradan şeyler gibi görmeye, hatta adeta nimet değilmiş gibi görmeye başlamışsanız, nimetin nimet olduğunu hissetmeyip çaba ile hak edilmiş gibi görmeye başlamışsanız...

Mesela; evinize girdiğinizde sana verilen anne, baba yahut eş çoluk çocuklar, sağlıklı ve iyi bir durumda olmasını normal bir şey gibi karşılıyorsan...

Mesela; alışverişe gidip market arabasına dilediğinizi koyup ücretini ödeyerek evinize dönerken nimeti vereni ve ona şükretmenin gerektiğini zerre miktar hissetmiyorsanız. Bunu gayet normal bir durum olarak görüp adeta en tabii hakkınızmış gibi telakki ediyorsanız...

Mesela; her sabah güven içinde uyanıp sağlığınız yerinde, bir şikâyetiniz, ağrınız, sızınız olmadan kalktığınızda hamd etmiyorsanız...

Dikkat edin! Eğer bu durumlardan birisini yaşıyorsanız tehlike altındasınız.

Hayatının nimetlere alışmanı sağlamasına izin verme. Sen hayatını bu yüceler yücesi İlaha hamd ve şükre alıştır.

Nasılsın diye sorduklarında "Aynı be, ne olsun" deme!

Sen sayamayacağın nimetler içindesin.

Allahu Teâlâ sana onları her an yeniliyor, yeniden yaratıyor, güncelliyor...

Hem de her gün, her saat, her an!

Nicelerinin o güne senin sahip olduğun nimetlerden mahrum başladığını unutma!

Nicesi güven içindeyken o gün korkarak kalkmıştır.

Nice çalışan insanlar o gün işsiz kalmış, nice zenginler o gün fakir düşmüştür.

Nice gözü gören o gün kör olmuş, nice sağlıklı insan o gün sağlığını kaybetmiştir.

Sana ise nimetler yenilenmiştir!

O zaman her bunlar yenilendiğinde de ki: Allah'ım sana sayısız hamd-u senalar olsun...

 

Selam ve dua ile.