Mevlananın mesnevisinde bir hikaye anlatılır.    "Adamın biri yol kenarına diken ekmiş. Önceleri zararsız gibi görünen bu dikenler, zamanla gelip geçenleri rahatsız etmeye başlayınca, şikayetler çoğalmış. Fakat, adam bu şikayetleri duymamazlıktan gelmiş. Derken, Allah Teala’nın bir veli kulu gelip adama dikenleri sökmesini söylemiş. Adam da: 'Bir hayli gün var babacığım. Bugün olmazsa yarın; bir gün mutlaka o dikenleri sökeceğim.' demiş. Bunun üzerine Allah dostu, adama şöyle demiş: 'Hep yarın diyerek bu işi erteliyorsun. Fakat, bil ki günler geçtikçe o dikenler büyüyüp güçleniyor, sense güç kaybediyorsun. Dikenler gençleşiyor, sense giderek ihtiyarlıyorsun...'" (Mesnevi)

    Hikayede geçen diken ekme hadisesi nasıl olur diye düşünebilirsiniz. Dikeni çevreye verilen zararlar olarak düşünelim. Yaşadığımız ortamda zaman zaman çevremize zarar verdiğimiz (diken ektiğimiz)    çok olmuştur. Bu hatalarımızı bir an önce düzeltmek yerine hep ertelemişizdir. Fakat öyle bir an oluyorki, bizim için veya zarar verdiğimiz insanlar için, zaman kalmamış oluyor ve keşke diyoruz. Belkide zamanımız kalmıyor veya muhataplarımızla helalleşemiyoruz.

     Bir çoğumuz yaşamımızda maalesef bir çok defa keşke demişizdir. Keşke çocukluğum daha iyi geçseydi. Okulda daha başarılı olsaydım. Sınavlara da iyi çalışsaydım.  Daha iyi bir üniversiteye gidebilseydim. Daha iyi bir meslek seçseydim gibi.

    Yaşı ilerlemiş büyüklerimiz ise, keşke gençliğimde daha iyi şeyler yapsaydım, Kimsenin gönlünü kırmasaydım, Kuranın emirlerini gençken yapmaya başlasaydım, haramlardan uzak kalsaydım gibi sözleri çok duyarız. Bu sözleri çok duyarız ama ders çıkartmayız. Bu günde değişen çok şey olmadığını görürüz. Ahirete her gün bir adım daha yaklaşıyoruz. Fakat erteliyoruz yada yeterince yapmıyoruz.

    Bir hocaefendi öğrencileri ile yürürken yolu bir mezarlıktan geçer. Bir müslüman mezarının başında durur ve öğrencilere sorar. Bu kabirdeki kişi, tekrar dünyaya gelse sizce ne ile uğraşırdı?                             Öğrencinin biri der ki,   "Elbette sürekli namaz kılardı".                          Diğer öğrencilerden biri "devamlı oruç tutadı".                                         Diğeri cihat ederdi, bir diğeri ise emri bil maruf yapardı der.             Velhasıl hepsi hayırlı işleri sıralarlar. Hoca o zaman öğrencilere der ki,

    "O halde sizler neden bu söylediklerinizi şimdi yapmıyorsunuz? Bu kabirde yatan kişinin dünyaya dönüş kapıları kapanmıştır. Ama sizin oraya gideceğiniz kesindir. Öyleyse neyi bekliyorsunuz.

    Yapılabilecek, yapılması gereken o kadar hayır varken, insanların duyarsız, ilgisiz kalmaları çok acıdır ve ondan acısıda bunu bilmesi, farkına varmasıdır.

    Hz. peygamber s.a.v. hadisi şerifi ile konumuzu noktalayalım.

“Böbürlenip kibirlenen, fitnecilik yapan kimse olmayın; iyi, güzel şeylerin ticareti dışında ticaret eden de olmayın. Muhakkak ki, onlar amellerini erteleyenlerdir, / yarıncı kimselerdir.” (Müsned, 1/129; )

Mevlananın mesnevisinde bir hikaye anlatılır.    "Adamın biri yol kenarına diken ekmiş. Önceleri zararsız gibi görünen bu dikenler, zamanla gelip geçenleri rahatsız etmeye başlayınca, şikayetler çoğalmış. Fakat, adam bu şikayetleri duymamazlıktan gelmiş. Derken, Allah Teala’nın bir veli kulu gelip adama dikenleri sökmesini söylemiş. Adam da: 'Bir hayli gün var babacığım. Bugün olmazsa yarın; bir gün mutlaka o dikenleri sökeceğim.' demiş. Bunun üzerine Allah dostu, adama şöyle demiş: 'Hep yarın diyerek bu işi erteliyorsun. Fakat, bil ki günler geçtikçe o dikenler büyüyüp güçleniyor, sense güç kaybediyorsun. Dikenler gençleşiyor, sense giderek ihtiyarlıyorsun...'" (Mesnevi)

    Hikayede geçen diken ekme hadisesi nasıl olur diye düşünebilirsiniz. Dikeni çevreye verilen zararlar olarak düşünelim. Yaşadığımız ortamda zaman zaman çevremize zarar verdiğimiz (diken ektiğimiz)    çok olmuştur. Bu hatalarımızı bir an önce düzeltmek yerine hep ertelemişizdir. Fakat öyle bir an oluyorki, bizim için veya zarar verdiğimiz insanlar için, zaman kalmamış oluyor ve keşke diyoruz. Belkide zamanımız kalmıyor veya muhataplarımızla helalleşemiyoruz.

     Bir çoğumuz yaşamımızda maalesef bir çok defa keşke demişizdir. Keşke çocukluğum daha iyi geçseydi. Okulda daha başarılı olsaydım. Sınavlara da iyi çalışsaydım.  Daha iyi bir üniversiteye gidebilseydim. Daha iyi bir meslek seçseydim gibi.

    Yaşı ilerlemiş büyüklerimiz ise, keşke gençliğimde daha iyi şeyler yapsaydım, Kimsenin gönlünü kırmasaydım, Kuranın emirlerini gençken yapmaya başlasaydım, haramlardan uzak kalsaydım gibi sözleri çok duyarız. Bu sözleri çok duyarız ama ders çıkartmayız. Bu günde değişen çok şey olmadığını görürüz. Ahirete her gün bir adım daha yaklaşıyoruz. Fakat erteliyoruz yada yeterince yapmıyoruz.

    Bir hocaefendi öğrencileri ile yürürken yolu bir mezarlıktan geçer. Bir müslüman mezarının başında durur ve öğrencilere sorar. Bu kabirdeki kişi, tekrar dünyaya gelse sizce ne ile uğraşırdı?                             Öğrencinin biri der ki,   "Elbette sürekli namaz kılardı".                          Diğer öğrencilerden biri "devamlı oruç tutadı".                                         Diğeri cihat ederdi, bir diğeri ise emri bil maruf yapardı der.             Velhasıl hepsi hayırlı işleri sıralarlar. Hoca o zaman öğrencilere der ki,

    "O halde sizler neden bu söylediklerinizi şimdi yapmıyorsunuz? Bu kabirde yatan kişinin dünyaya dönüş kapıları kapanmıştır. Ama sizin oraya gideceğiniz kesindir. Öyleyse neyi bekliyorsunuz.

    Yapılabilecek, yapılması gereken o kadar hayır varken, insanların duyarsız, ilgisiz kalmaları çok acıdır ve ondan acısıda bunu bilmesi, farkına varmasıdır.

    Hz. peygamber s.a.v. hadisi şerifi ile konumuzu noktalayalım.

“Böbürlenip kibirlenen, fitnecilik yapan kimse olmayın; iyi, güzel şeylerin ticareti dışında ticaret eden de olmayın. Muhakkak ki, onlar amellerini erteleyenlerdir, / yarıncı kimselerdir.” (Müsned, 1/129; )