Bugün yetim konusuna yaşanmış örneklerle, ayet ve hadislerle değinmeye çalışacağım.
Yetimlerle ilgili konu geçmişte olduğu gibi günümüzde de maalesef büyük sorun olmaya devam ediyor.
Geçenlerde konuştuğum yakın bir arkadaşım, geçmişte kendi ailesinde yaşadıkları bir olayı anlattı.
Dedesi çok zengin biri ve babası küçükken vefat ediyor. Dedesinin vefatından sonra, arkadaşımın babası küçük olduğu için amcasının yanında kalmaya başlıyor.
Amcası aynı zamanda yeğeninin babasından kalan mirasını da himayesine alıyor.
Önceleri emanet almış olduğu bu mirasın gelirini kendi çıkarları için kullanmaya başlıyor. Daha sonra ise bu mülkleri kendi üzerine geçiriyor.
Arkadaşımın babası büyüyüp malları idame edecek yaşa geldiğinde ise, ona bu mallarından çok az bir parça veriyor.
Çaresiz bir durumda kalan arkadaşımızın babası, itiraz etse de sonuç değişmiyor.
Peki, ne zamana kadar. Amcasının ölüm anı gelinceye kadar.
Amcası sekerata (son nefeslerine) geldiğinde bu yeğenini çağırıyorlar ve helallik istiyorlar.
Helallik vermek istemeyince duygusal baskı yapan yakınları, onun çekmiş olduğu sıkıntıları öne sürerek, gönülsüz de olsa helallik alıyorlar.
Peki, bu helallik alınmış oldu mu?
Kesinlikle hayır.
Helallik istendiği zaman geçmişte yaşanan ne ise karşılığı verilerek o kişinin gönül hoşluğunun sağlanması gerekmektedir. Kuru kuruya, söz ile istenen bir helallik, hiçbir zaman geçmişin karşılığı olamaz.
Hazreti Muhammedin s.a.v. sekeratı yaklaştığında sahabesini çağırdığını ve onlardan helallik istediğini hepimiz hatırlarız.
Orada sahabeden Ükkaşer. A. şöyle diyordu. Ya Rasulullah, falan zaman da siz elinizde ki asa ile benim sırtıma vurmuştunuz dediğinde, Rasulullah s.a.v sırtını açarak, gel aynı şekilde sen de bana vur, helalleşelim demişti.
Sahabenin şaşkın bakışları arasında Ükkaşer. A. gelerek Rasulullahın s.a.v. sırtındaki nübüvvet mührünü öpmüştü.
Fakat burada Rasulullah s.a.v. hakkın aynı şekilde karşılığının verilmesi gerektiğine işaret ederek, helalleşmenin nasıl olması gerektiğini bizlere öğretiyor.
Bu yanlış algıdan bir türlü kurtulamıyor, dünyevi hırslarımız ağır basıyor. Bu konuda birçok ayet ve hadisler olmasına rağmen, ya bu ayet ve hadisleri bilmediğimizden veya doğru anlamadığımızdan aynı hataya düşüyor ve dünya ve ahiretimizi küçük dünyevi değerler karşılığında şeytana satıyoruz.
Şu imtihan için gönderildiğimiz kısacık dünya hayatında yanlışlar yaparak, rabbimizin huzuruna bedbaht olarak gitmeyelim.
Aslında bilinçli insanlar, kendi çocuklarından daha fazla yanında kalan yetimlere kol kanat gererler. Onları Allah’ın bir emaneti olarak görür ve bu emanetin sahibi olan Allaha, aldığından daha iyi bir durumda iade etmeye çalışırlar.
Bir hadisi şerifle yazımı nihayetlendirmek istiyorum. Ebu Derda’nın rivayetinde Rasulullah s.a.v. şöyle buyuruyor. “Kalbinin yumuşamasını ve ihtiyacının görülmesini sever misin diye sordu?
O evet deyince,
O zaman yetime merhamet et, onun başını okşa, ona yediğinden yedir ve onun tüm ihtiyaçlarını gör. Bunu yapınca Allah kalbini yumuşatır ve seni ihtiyaçlarına ulaşırsın” buyurdu.