Hayat yolculuktur. Bu yolculuk bir amaç için olması gerekiyor. Amacı doğru olan, dürüstlükten beslenen insanlar, hayatı doğru yaşar, güzel sonuçlandırırlar.
Yaşam içerisinde, seçtiğimiz taraf ve aldığımız yollar, bizlerin istikametini belirler. Doğru tarafta olup doğru taraftan bakınca, yüreğinizdeki pusulayı (yolculuğumuzu) hakka (Allahın rızasına) çevirince, hayatın daha güzel olduğu görülecektir. Bizler hakka doğru adım attıkça, yaşamımızdaki eksik ve yanlışların hak teala tarafından düzeltildiğini göreceğiz.
Bunun örneklerini geçmişte daha net görüyoruz. Arap yarımadasında cahiliye kültürü ile yetişmiş insanların islamla tanıştıktan sonra nasıl değiştiğini, dün toplumu ifsad ederken, müslümanlığı seçtikten sonra toplumu ıslah etmek için verdikleri o büyük mücadeleyi görüyoruz.
Hz. peygambere s.a.v. nübüvvetin gelmesiyle o çölde, bir nur yayılmaya başladı. İnsanlar islamın nuruyla aydınlanmaya başlamıştı. Efendimizin s.a.v. yanında olan sahabeler, hayata daha farklı bakmaya başlamışlardı. Kurani bir eğitim alan sahabeler, hem örnek bir yaşama adım atmışlardı hemde aldıkları eğitimi tamamlayanlar başka gruplara eğitim verecek duruma gelerek, bilgilerini paylaşma zamanı gelmişti.
Bu görevlerden biride, Hz. peygamber s.a.v. tarafından muaz b. cebele verilmişti. Muazın yolculuğu yemen'e olacaktı. orada islamı anlatacaktı. Fakat Hz. peygamber, hem muaz'a tavsiyelerde bulundu ve hemde tediginliğini gidermek için, muaz'a bir takım sorular sorarak izleyeceği yolu öğrenmek istiyordu.
Muâzın vazifesi ağırdı. Yemene vali olarak görevlendirilmişti. Hıristiyan olan bir beldeye gidiyordu, onlara eğitim verecek, kuran'ı öğretecek, islamın hükümlerini anlatacak, hâkimlik yapacak, tahsil edilen zekâtı memurlardan teslim alacaktı.
Efendimi s.a.v. muaz'a “Sen Ehl-i Kitap’tan bir kavimle gidiyorsun. Onların yanına vardığında, önce onları Allah’tan başka ilah olmadığını anlat, Daha sonra Muhammed’in Allah’ın Resûl’ü ol¬duğunu tasdike davet et. Eğer bunu kabul ederlerse, onlara, Allah’ın beş vakit namazı farz kıldığını haber ver. Bunu da yaptıkları takdirde, Allah’ın, zenginler¬den alınarak, fakirlere verilen zekâtı emrettiğini bildir. Bunu da benimserlerse, zekât alırken sakın malların en iyilerini seçme! Mazlumun âhını almaktan çe¬kin; çünkü onun âhı ile Allah arasında hiçbir engel yoktur!” dedi.
Sonra da Muâz’a, “Sana bir dava getirildiğinde ne ile hüküm verirsin?” diye sordu. Muâz r.a. “Allah’ın Kitabı’yla.” dedi. Re¬sû¬lul¬lah s.a.v. “Onda bulamazsan ne ile hükmeder¬sin?” diye tekrar sordu. Muâz, “Re¬sû¬lul¬lah’ın s.a.v. sünnetiyle.” diye cevap verdi. Re¬sû¬¬lul¬lah’ın s.a.v. “Ya orada da bulamazsan?” demesi üzerine de, Muâz şu cevabı verdi:
“O zaman kendi görüşüme göre içtihat eder, ona göre hüküm veririm.”
Onun bu cevabı Peygamberimizi çok sevindirdi. “Re¬sû¬lul¬lah’ın elçisini Re¬sû¬lul¬lah’ın hoşnut olacağı bir şeye muvaffak kılan Allah’a hamdolsun!” buyurdu.
Muaz b. cebel uzun süre yemende vali olarak kaldı. İslamın yemene hakim olması için yapmış olduğu yolculuğu tamamlayıp medineye döndü.
Hepimizin yolculuğu devam ediyor. Bu yolculukta ne mutlu muaz gibi başarılı olan yiğtlere.