Geçtiğimiz hafta Yeni Zelanda' da Hıristiyan bir terörist iki camiye saldırmış ve yaklaşık elli Müslümanı şehit etmişti.
Üstelik bu sıradan bir psikopatın, anlık bir cinnet geçirerek işlediği bir eylem de değildi.
Daha da ötesi Hıristiyan terörist manifesto yayınlamış, bütün eylemini sosyal medyada canlı canlı yayınlamıştı.
Namazını eda etmeye gelmiş nice gönüller susturulmuş, nice hayat hikâyeleri yarım kalmıştı.
Bu olay dünyanın gündemine oturmuş ve büyük yankı uyandırmıştı.
Tabii bir hafta önce hepimiz şimdiki zamandan daha üzgün ve dağınıktık.
Çünkü ortada büyük bir katliam ve şehit olan çokça kardeşimiz vardı.
Ancak bununla İslamı sindirmek, Müslümanları korkutmak isteyenler bir kez daha büyük bir hesap hatası yaptıklarını görmüş oldular.
Dünyanın dört bir yanında bu olay vesilesiyle islamı araştıran, müslüman olan insanların haberini aldık.
Dahası kendilerine demokrasi ve barış elçisi gibi gösteren batının çok sayıda azgın terörist sahibi olduğunu bilen bir grup oluştu.
Bu grup İslamı ve Müslümanları merak etti. İslamı merak eden birinin Müslüman olmaması ise neredeyse söz konusu değil. Çünkü İslam gönüllere hitap eden, gerçek adaletin olduğu, evrensel değerlerin en zirve öğretilerine sahip bir dindir.
Biz Müslümanların İslamı yeterince ve doğru temsil edemeyişimiz İslamın önündeki en büyük engellerden bir tanesi.
Aslında İslam özü itibariyle insanlara ulaştırılsa herkes bu kutlu değerler karşısında teslim olacaktır.
Burada gayrimüslimlerin ve İslama düşman olanların planları ve oyunları İslama zarar vermekten çok uzaktır.
Geçmişte de İslam ve Müslümanlara zarar vermek için birtakım projeler geliştirildi. Ancak bu projelerin birçoğu hep ters tepti. Çünkü bu projeler İslamı karalamak için yapılsa da insanlar gerçek oyuncuyu bulduğunda ve oyunu fark ettiklerinde vicdanlarının peşinden giderek Müslüman oldular.
11 Eylül saldırısını hatırlayın. El-Kaide diye bir örgüt üzerinden Müslümanlara topyekûn saldırı yapılmış, fakat bu saldırı neticesinde yeryüzünde İslamı merak ederek Müslüman olanların önüne geçememişlerdi.
Bu amaçla Daeşi üretenler, 28 Şubatı planlayanlar, İslam dünyası ve Suriye' ye saldıranlar, Konsolosluk binasında Kaşıkçı'yı vahşice öldürülenler...
Bunlar hep aynı şeyi planlamışlardı.
Ancak ardından şu soruyu kendilerine sormak zorunda kalmışlardı.
Acaba biz nerede yanlış yapıyoruz?
Kuşkusuz ki her ne kadar üst akıl çok profesyonelce çalışıyor olsa da, çok az hata yapsalar da şu bir gerçektir ki "İslam hak olan yegâne tek dindir ve güneş asla balçıkla sıvanmayacaktır".
Yeter ki, biz Müslümanlar kötü bir temsil ile İslamın bu rakip tanımaz mükemmel öğretilerinin önünde engel olmayalım.
Yani İslamı Müslümanlar olarak en iyi şekilde temsil etmek bizim boynumuzun borcu.
Biz kendimizi düşündüğümüzden daha önemli ve kritik bir noktadayız.
Yeryüzündeki bütün mazlumlar, kötü yola düşmüş kadınlar, uyuşturucuya müptela olmuş gençler, ailesi dağılmış anne babalar, bunalıma girmiş insanlık hepsi ama hepsi İslamı çağırmalı.
İslamın öğretileri ile hayat bulmak için Müslümanları hayatlarına davet etmeliler.
Bunun yolu şüphesiz ki dinimizi iyi temsil etmekten ve çevremizde güvenilir, emin insanlar olmamızdan geçiyor.
Selam ve dua ile.