İslamın manevi mimarlarından, Eyub el ensarinin makamını bir çoğumuz biliriz. Eyup el ensari, fetih için ve efendimizin, o, övdüğü askerlerden olabilmek için ilerlemiş yaşına rağmen medine'den, istanbula gelmiş, Hastalanınca vasiyeti üzerine bizans surlarına en yakın yere defnedilmiştir.
Şehir büyüyünce, meftun olduğu yerin yanına cami yapılmış, yerleşim yerine, o büyük sahabinin ismi verilerek, semt, eyüp ismini almıştır.
Geçenlerde istanbulda, cuma namazı kılmak nasib oldu. Eyup sultan camiine gittik. Cami yağmura rağmen bir saat öncesinde dolmuştu. Islanmayı göze alan müslümanlar avluda namazlarını tamamladılar.
Eyup sultan camiinin, tarihten gelen bu manevi havası, kılınan namazın daha ihlaslı olmasını sağlıyordu. Çünkü bu manevi hava, 1318 yıl önce, eyub el ensarinin azmini, ihlasını, islam ordusuna desteğini ve Allahın rızasını (sembolize) işaret ediyordu. Bu yaşanan tarihi bildiğimizden dolayı, kıldığımız namazlardan daha fazla haz ve keyif aldığımızı söyleyebilirim.
İstanbulun fethi için, islam ordusunun çıktığı bu yola, eyub el ensarinin katılmasının ayrı önemi vardır. Bu olayın tarihi boyutunu kısaca hatırlayalım.
" Eyub el ensari, akabe biatında müslüman olmuştu. Akabede rasulullahı s.a.v. medineye davet etmişlerdi.
Efendimiz medineye hicret edince, devesi kusvanın çöktüğü yere efendimizin evinin yapılmasına karar verilmişti. Devenin çöktüğü yerin, eyüb el ensarinin evinin yanı olması sebebiyle efendimiz, bu ailenin, misafirleri olmuş, bu vesileyle efendimize hizmet etme şerefine nail olmuştu.
Ebû Eyyûb el Ensârî ilerlemiş yaşına rağmen İslâm için çalışmaktan geri durmuyordu. Cihad maksadıyla yılda en az bir defa sefere katılır ve herkesi buna teşvik ediyordu. Katıldığı en son sefer, hicrî 49 (669) tarihinde Müslümanlar tarafından gerçekleştirilen İstanbul kuşatmasıdır. O, Medîne’den binlerce kilometre uzakta meydana gelen bu kuşatmaya katıldığı zaman yaşı sekseni geçmişti. Ordu ile beraber İstanbul önlerine geldi ve şehrin fethedilmesi için büyük gayret gösterdi. Ancak bir sonuç alınamadı. Bu arada kendisi ağır bir şekilde hastalanarak yatağa düştü. Bir vasiyetinin olup olmadığı sorulduğunda İslâm ordusunun surlara yaklaşabildiği en ileri noktaya defnedilmeyi arzuladığını söyledi. Kuşatma esnasında vefat etti ve vasiyeti aynen yerine getirildi. Cenazesi yıkandıktan sonra, surlara en yakın yere defnedildi."
Bugünün davetçileri için, eyub el ensarinin hayatı, örnek alınması gereken bir projedir. Öğrenilen islamın, dünyanın her yerinde yaşanmasını hedeflemektir. Samimiyetle çıkılan bir yolda, azimli davranıldığında ve amacın sadece Allahın rızası olması, her zaman başarıyı getirecektir.
O büyük sahabi, efendimizden s.a.v. çokca nasihatler almış ve bunu hayatında uygulayarak göstermiştir. İslama hizmetin bir yaşının olmadığını, yolun uzunluğunun bahane edilmeyeceğini, düşmanın gücünün önemli olmadığını ve zaferle değilde seferle emrolunduğumuzu, neticede şehadet şerbetini içerek hedefine ulaşması, bizlere bugün de ışık olmuştur.
İstanbulda eyup sultan, Ankara'da hacı bayramı veli, Konya'da mevlana gibi (Allahın rahmeti onların üzerine olsun) bu coğrafyamızın manevi mimarlarıdır. Bu yerleri birer türbe olarak görmek ve islamın ruhuna uymayan misyonlar yüklemek, inancımıza zarar veriyor.
Bu gönül erleri, kuranı doğru anlamış, hz. rasulullahı hayatlarına rehber etmiş ve kendilerini islama adamışlardır. Bu büyük şahsiyetlerin meftun olduğu yerlerden (türbelerden) birşeyler istenmek için değilde, yaşantılarından, kendimize pay çıkarmamız gerekir.
Eyub el ensari, hayatı boyunca islama hizmeti kendisine görev bilmiş ve ömrü, kutlu bir makamla, şehadetle sonlanmıştır. Rabbim ibret almayı ve yıldızlar olan sahabelerin yolunu takib etmeyi, bizlere de nasib eylesin inşallah. Dua ile