Zengin adam babamın servetine göz dikti.

Çünkü onun onca mülkü onu mutlu etmeye yetmiyordu.

Babamın mutluluğunu küçücük servetinden sandı.

 

Güçlü adam bütün adamlarını toplayarak babama diz çöktürmeye çalıştı.

Babamın özgüven ve gücünün nerden geldiğini öğrenmek istiyordu.

Onun mahzende silah falan sakladığını düşünüyordu.

 

Uzaktan gelen adam yakındakinin mutlu olmasını bir türlü hazmedemedi.

Bunca açlık ve sefalete rağmen hala nasıl mutlu olunabiliyor diye araştırmalar yaptı.

Uzmanlar konuşlandırdı.

Bir şey anlamayınca da kıskançlığından her yeri ateşe verip gitti.

 

Yeni adam eski adama acıyordu.

Akıllı telefon olmadan, sosyal medya olmadan neyle vakit geçiriyor olabilirdi ki?

Ot gelmiş ot gidecek dedi kendi kendine.

 

Genç kadın topuklu ayakkabısı, mini eteğiyle süsüle süsüle giderken yaşlı kadın gördü.

Lastik ayakkabı, basma şalvar, beyaz yazma ile çok tuhaf bir hali vardı.

Ama eşi onunla bir prenses gibi ilgileniyordu.

Oysa kendisi bunca güzelliğine rağmen ikinci evliğini henüz bitirmişti.

 

Adam lüks arabasıyla giderken külüstür bir araba gördü.

Şununla biraz dalga geçeyim diye düşündü.

Sonra arka koltukta neşe içinde oynayan çocukları fark etti.

Gözünü arka koltukta oturan çocuğuna çevirdi.

Elinde tabletiyle çok mutsuz görünüyordu.

 

Beyaz adam babamı öldürdü.

Çünkü onurlu adamdı babam.

Annemi kirletti beyaz adam.

Annem güzeldi çünkü.

Beyaz adam belini kırdı kardeşimin güpegündüz.

Çünkü güçlüydü kardeşim.

Ve sonunda bana döndü beyaz adam, elleri kan içinde.

Önce nefretini tükürdü yüzüme.

Sonra "Hey velet" diye buyurdu, bir Tanrı azametiyle.

"Hey velet, bir leğen getir bana, bir havlu.

Ve su dök ellerime"

 

Selam ve dua ile.