1.ve 2. Dünya savaşında sonra emperyalist güçler, güçlerini birleştirerek tek güç olma noktasında başarıya ulaştılar. Bu başarılarının temelinde yatan sebeplerin başında, İslam âleminin zaaflarından yararlandıklarını hepimiz biliyoruz. Müslümanların kendi içindeki sorunları aşma noktasındaki acziyeti, emperyalist güçlerin projelerinin hayata geçirmelerinde büyük kolaylık sağlamıştır.
Emperyalist güçlerin amaçlarına baktığımızda, yenidünya düzenini kurmak olduğu bir sır olmaktan çıkmış hatta her platformda dillendirdiklerine şahit oluyoruz. Yenidünya düzeni bütün dünyayı tek dil ve dinin ise olmadığı bir devlet altında toplamaktır. Bunun için Hıristiyanlığı çoktan tahrif eden bu güçler şimdi ise gözünü Müslümanlığa dikmiş ve neredeyse son 100 yıldan buyana ağırlıklı olarak çok ciddi bir şekilde İslam dinine saldırmaya başlamıştır. İslam coğrafyasını ortadan kaldırıp, ülkelerin başına Müslüman gibi gözüken kişileri getirerek serbestlik varmış gibi gösterilip, dini olabildiğince tahrif ve Müslümanları dinden uzaklaştırıp, bir çelişki abidesi haline getirmektedir.
Emperyalist güçler Zaman zaman güçlerini göstermekten de çekinmezler. İnsanlara korku salmayı da ihmal etmeyen bu güçler, Savaş çıkartır ve zamanı gelince de kurtarıcıymış gibi savaş bitirirler. Kullanma süreleri biten kuklaları da tarihin derinliklerine atmaktan da çekinmezler. Kuralları kendiler koyar ve kendileri uygular. Bu sayede kendi egemenliklerini sağlamlaştırırlar. İslam dışındaki sistemlere karşı olan sağlam Müslümanları da, kendi çıkardıkları savaş bölgelerine göndererek, kendilerini sağlama almaya çalışırlar. Onlar biliyor ki batıl ideolojilere karşı mücadele edecek olan Müslümanların bir gün mevcut sisteme karşı koyabileceklerinin farkındalar. Savaş ne kadar kendilerinde uzak olursa kendi iktidarları için o kadar iyi olacak. Ölen kişilerde Müslümanlardan olunca hiç problem yok emperyalist sadistler için. Onlar için ölüm kampı savaş bölgeleridir.
Yeryüzünde Müslümanların üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi, kış uykusuna yatmışlar. Kendi göbeğini kendisi kesmeyi hiçbir vakit aklından geçirmeyen İslam ülkelerinin mevcut yöneticileri, her zaman olduğu gibi yine yüzlerini sömürgecilere çevirmişler, onlardan insaf beklemektedirler.
Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilâtları, cemaatları, dernekleri, vakıfları, mollaları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı? Tümü birden sokaklara dökülüp, bu ümmet için dua etmeye; "Ey Rabbimiz!
Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mümin kullarına yardım et!" diye çağıramaz mı? Buna da mı gücünüz yetmiyor? Bu kadar basit bir eyleme dahi gücünüz yetmiyorsa, o zaman siz ne işe yararsınız. Derdiniz dünya ve içindekileri mi? Kapitalizmin çarkında kendini kaybetmiş dişlilerimisiniz. Biraz ağır oldu ama duruma bakılırsa onların sessizliği bundan daha ağır
Bütün Müslümanlar çok iyi bilmelidir ki izzet ve şeref Allah’ın ve Rasulu’nün ve müminlerindir. Müslümanlar bu değerlere sahip çıkmakla asıl şerefi ve izzeti bulmaktadırlar. İslami değerlerin olmadığı bir hayatı yaşamak ise zillete düşmekten başka bir şey değildir.
müslümanlar olarak, İslam davasını sürdürebilmek için olmamız gereken hal, “vahdet.” Yani müslümanların birlik ve beraberliği. İslam’ın egemenliği için Ümmet’in birliği olmazsa olmaz bir şart. Aksi takdirde bölünmüşlüğümüz emperyalistlere cesaret vermekte.
Sonuç olarak şunu diyorum: Müslümanlar başkalarının belirlediği gündeme değil kendi belirlediği gündemle meşgul olmalı. Aynı zamanda batıl ideolojilerin bize hazırlamış olduğu islamı değil saf ve nebevi islama tabi olmalıdırlar.Üzerindeki ölü toprağı atıp biran önce ayağa kalkmalı.