Terörsüz Türkiye Süreci: Ülke ve Bölge Şartlarının Dayattığı Mecburiyet, İç Birlikteliği Tahkim Eden Büyük Bir Adım
Türkiye, yarım asra yaklaşan terör belasıyla mücadele ederken, 2024 sonundan itibaren devlet inisiyatifiyle yürütülen “Terörsüz Türkiye” süreci, 2026 yazında somut bir yasal çerçeveye kavuştu. 10 Ağustos 2026’da TBMM Genel Kurulu’nda geniş bir mutabakatla kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, sürecin hukuki altyapısını oluşturdu. Bu adım, yalnızca bir güvenlik operasyonunun devamı değil; ülkenin ve bölgenin gerçeklerinden doğan bir mecburiyetin, gelecek vizyonuna dönüştürülmüş hali olarak değerlendirilmelidir. Amaç, iç birlikteliği tahkim etmek ve Türkiye’yi terörün gölgesinden kurtararak daha güçlü, daha bütünleşmiş bir geleceğe taşımaktır.
Ülke ve Bölge Şartları Neden Bu Süreci Mecbur Kılıyor?
Türkiye’nin coğrafyası, tarih boyunca hem fırsat hem de risk üretmiştir. İçeride onlarca yıldır devam eden bölücü terör, binlerce şehidin, yaralının ve toplumsal yaraların kaynağı olmuştur. Dışarıda ise Ortadoğu’nun istikrarsızlığı, Suriye ve Irak’taki gelişmeler, sınır ötesi tehditler ve küresel güç rekabetleri, Türkiye’nin güvenlik mimarisini sürekli sınamıştır.
Bu koşullar altında, terörle mücadeleyi yalnızca askeri ve güvenlik tedbirleriyle sürdürmek, kaynakların önemli bir kısmını tüketirken toplumsal enerjinin dağılmasına yol açmıştır.
Bölgesel tablo nettir: Sınır komşularında yaşanan çatışmalar, göç dalgaları, silahlı grupların varlığı ve dış müdahaleler, Türkiye’nin hem iç hem dış güvenliğini doğrudan etkilemektedir. Böyle bir ortamda, terör örgütlerinin fiili varlığını sona erdirmek, silahları devreden çıkarmak ve şiddeti siyasetin dışında bırakmak, bir tercih değil, zorunluluktur. Sürecin devlet eliyle, şeffaf ve kontrollü biçimde yürütülmesi; geçmişteki denemelerden farklı olarak “önce silah bırakma ve fesih, sonra hukuki düzenlemeler” ilkesine dayanması, bu mecburiyetin doğru okunduğunu göstermektedir. MGK teyidi, silah bırakmanın sahada doğrulanması ve izleme mekanizmaları gibi unsurlar, sürecin güvenlik önceliğini koruduğunu ortaya koyar.
Ekonomik ve sosyal maliyetler de bu mecburiyeti güçlendirmektedir. Terör, yatırımları geciktirmiş, bölgeleri gelişmeden alıkoymuş, genç nesilleri umutsuzluğa sürüklemiştir. Türkiye Yüzyılı vizyonu çerçevesinde kalkınma, teknoloji, enerji ve bölgesel iş birliği hedeflerine ulaşmak için istikrar şarttır. Terörün gündemden düşmesi, kaynakların üretken alanlara yönelmesini ve toplumsal güvenin artmasını mümkün kılacaktır.
Gelecek Vizyonu: İç Birlikteliğin Tahkimi
Terörsüz Türkiye süreci, dar anlamda bir “çözüm” arayışı değil; geniş anlamda milli dayanışmayı güçlendiren bir gelecek tasarımıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “iç cepheyi tahkim etme” çağrıları ve “kardeşlik” vurguları, sürecin özünü yansıtıyor. Amaç, farklı kimliklerin, inançların ve siyasal görüşlerin, ortak bir vatandaşlık zemini üzerinde buluşmasını sağlamaktır. Silahın ve şiddetin siyasetten çekilmesi, diyaloğun ve demokratik rekabetin önünü açar; böylece toplumsal doku onarılır.
Bu vizyon, “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” anlayışını da kapsar. Türkiye’nin kendi sınırları içinde istikrarı sağlaması, komşu coğrafyalarda da barış ve iş birliği imkânlarını artırır. Daha istikrarlı bir Suriye, daha huzurlu bir Irak ve daha güçlü bir bölgesel dayanışma, Türkiye’nin güvenliğini dolaylı yoldan pekiştirir. İç birliktelik tahkim edildiğinde, dışarıdan gelebilecek bölücü veya yıkıcı etkilere karşı direnç artar. Bu, yalnızca güvenlik değil; ekonomik refah, kültürel zenginlik ve diplomatik ağırlık anlamına gelir.
Süreç, genel af niteliği taşımamakta; ağır suçları kapsam dışı bırakmakta ve şehit aileleri ile gazilerin hassasiyetlerini temel ilke olarak gözetmektedir. Bu yaklaşım, adaleti ve toplumsal vicdanı korurken, silah bırakan ve yasal çerçeveye uyan kesimlerin kontrollü biçimde topluma kazandırılmasını öngörüyor. Böylece hem güvenlik hem de bütünleşme hedefleri dengelenir.
Büyük Bir Adım, Ortak Sorumluluk
2024’te başlayan siyasi temaslar, 2025’teki fesih çağrıları ve kararları, sembolik silah bırakma adımları, TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmaları ve nihayet 2026 Ağustos’undaki çerçeve yasa, sürecin aşama aşama ilerleyişini göstermektedir. Bu, bir partinin veya grubun projesi değil; devletin, milletin ve geniş bir siyasal mutabakatın ürünüdür. İYİ Parti dışındaki büyük grupların desteği, sürecin toplumsal tabanını genişletmiştir.
Elbette her büyük dönüşüm riskler taşır. Geçmiş deneyimler, sabır, dikkat ve sürekli izlemeyi gerektirir. Ancak ülke ve bölge şartları, terörün devamını sürdürülebilir kılmamaktadır. İç birlikteliği güçlendirmek, kaynakları kalkınmaya yöneltmek ve gelecek nesillere daha güvenli bir ülke bırakmak, tarihî bir sorumluluktur.
Terörsüz Türkiye süreci, bu sorumluluğun somut ifadesidir. O, bir mecburiyetin vizyona dönüştürüldüğü, iç cepheyi tahkim eden ve Türkiye’yi daha güçlü bir yarına taşımayı hedefleyen büyük bir adımdır.
Başarı, yalnızca yasal metinlerle değil; toplumun ortak iradesiyle, sabırla ve kararlılıkla mümkün olacaktır. Bu yol, Türkiye’nin kendi kaderini kendi eliyle şekillendirme iradesinin bir göstergesidir.