Emperyalist ve siyonist zihniyetin en çok ilgi duyduğu ülkeler küçük ve zayıf ülkelerdir.
Bu zihniyet, bu ülkelerin zayıf düşürülmesinden tutun diğer bütün işleriyle yakından ilgilenirler.
Bazı ülkelerde rahat hareket edemeyeceğini veya bu ülkeleri kolay alt edemeyeceğini anlayan bu dış mihraklar kendi isim ve suretleri yerine ya takma isimler kullanırlar ya da içeride hainler bulup, onları beslerler.

Bu yüzden üçüncü dünya ülkeleri denilen (ki böyle denmesinin bile özel bir anlamı vardır) en büyük imtihanı dış müdahaleler ve semirtilen iç hainlerdir.

Ülkemiz de zayıf bırakıldığı 18. Yüzyıldan beri hep dış müdahelelere maruz kalmış, bazen yıllarca süren krizlerin kucağına itilmiştir.

Özellikle son yıllarda sık sık darbe girişimi ile karşı karşıya bırakılmış, güçlenme hamleleri ustaca baltalanmıştır.

Kimi başarılı, kimi başarısız olan bu darbelerin ülkenin psikolojik, sosyolojik ve ekonomik zararlarını anlatmaya sayfamız yetmez.

Lakin şu kadarını söyleyelim ki darbe kokan herhangi bir girişimi, hangi gerekçe ile olursa olsun desteklemek, nötr kalmak veya buğzetmemek büyük bir vebaldir.

Çünkü; düşman olduğunda hiçbir şüphe bulunmayan ülke ve odaklarla bir olup kendi ülkesine, doğduğu topraklara karşı yapılacak kanlı bir planın içinde yer almanın mazur görülür bir tarafı yoktur.

Bu halklar başlarında bulunan liderler ister hain, ister zalim olsun ona baş-kaldırmasın, ses çıkarmasın anlamına gelmez elbette.

Tabiki ne İslam, ne başka bir düzen bunu söylemez, söyleyemez, söylememeli.
Lakin zalime baş-kaldırmanın, devrim yapmanın ve kan dökmek zorunda kalmanın bir takım şartları vardır. Ve bu şartlar gerçekleşmeden yola koyulmak en basit anlamda akıllıca hareket etmemek anlamına gelir.

Sonuç olarak ülkemiz insan potansiyeliyle, tarihi misyonuyla, stratejik konumuyla, coğrafi buyutuyla, ekonomik gücüyle çok önemli bir ülkedir.

Yönetim ve kişiler gelip geçer, bu topraklarda asıl kalıcı olan bizleriz, yani halktır.
Bir takım gerekçelerle dış mihrakların oyununu anlamayanlar kördürler. İç savaşa katılanlar ve yıktıları zulüm sistemin yerine özgürlük, devirdikleri zalimin yerine adil bir yönetici geleceğini sananlar büyük bir yanılgı içindedir. Bunu çevremizdeki ülkelerin içine düştükleri ateşten, pişmanlıkları hala sıcak olan komşu halklardan anlayabiliriz.

Dolayısıyla herkes -gönlünden geçirdiği de dahil- herşeyin hesabını vereceği günü unutmamalıdır. Dahası sevgi ve nefretinin ancak Allah' ın sevgi ve nefreti ile aynı olması gerektiğini aklından çıkarmamalıdır.

Allah milletimize zeval vermesin.

Selam ve dua ile.