Üniversite öğrencileri hocalarının kolundaki bayan saatine bakıp sürekli dalga geçer, onu tiye alır, onunla eğlenirlerdi. Sonra o saatin ölmüş kızına ait olduğunu ve hocanın da kızının hatırası için onu taktığını duydular. O anki mahcubiyetlerini size asla anlatamam.

Yine geçenlerde sıra bekleyen hastaların önünden genç bir kız geçti. Oradan geçerken bir anda peruğu düşüp keli görününce herkes sesli kahkahalarla ona güldü. Utancından yüzü kıpkırmızı kesilen kız, peruğu acele ile kafasına geçirirken şöyle mırıldandı. "Siz gülüyorsunuz ama kel olmayı moda olsun diye seçmedim, kanser ilaçları bütün saçlarımı döktü." O anda gülenler, girmek için yerin dibini aradı.

Mezarlıktan geçerken küçük bir çocuğun, bir mezarın başında feryad-u figan ederek ağladığını fatketti. Ona yaklaşınca şu cümleleri tekrar ettiğini işitti. "Anneciğim ne olur gel artık! Öğretmen ve arkadaşlarımın benimle dalga geçmesinden bıktım. Her gün "annen ne kadar ihmalkâr bir kadın, seninle hiç ilgilenmiyor" diye beni aşağılıyorlar, artık dayanamıyorum bir an önce gel olur mu? Elbiselerimi temizle, güzelce ütüle ve bir de bana beslenme koy."

Unutmayın dostlar, çevrenizde acıyla kıvranan ama konuşamayan kalpler vardır. Sizler öylesine, alalade, espri olsun diye söylediğiniz bir sözün karşıdaki için ne anlamlara gelebileceğini bilemezsiniz.

Aymazca, fütursuzca, ölçüsüzce ve düşünmeden kurduğunuz cümleler karşıdaki kalbi yaralar veya iyi duygularını öldürür.

Bir kula her aklından geçeni söylemesi, her önüne gelene her duyduğunu iletmesi ona günah olarak yeter.

Mümin iki çenesinin arasındakine sahip çıkmalı ve dilin kalbin yansıması olduğunu aklından çıkarmamalıdır. Kalbinizden ne kadar iyi şeyler geçiriyor olursanız olun, eğer diliniz yalan yanlış konuşuyor ve insanları kırıp döküyorsa insanların duasını almıyorsunuzdur.

Dilin kemiği yoktur derler, gerçekten de yoktur. Ama kemiğinin olmaması onu kontrol edemeyeceğimiz anlamına gelmez.

İnsanlar bu dünyada da öte dünyada da en çok dillerinden dolayı hesaba çekilirler. Dil öyledir ki, kişiyi bazen vezir bazen rezil eder.

Öyleyse dilinizin ölçüsünü iyi bilin. Her şeyi her yerde konuşmayın. Muhataplarınızın sabrını zorlayıp, sizi dinlemeye usanç duyacağı noktaya getirmeyin. Kısaca konuşma şehvetine yakalanmayın.

Eskiden büyüklerimiz sık sık ‘boğaz dokuz boğumdur, bir söz söylemeden önce dokuz defa yutkunun’ derlerdi. "İki kulak bir dil" sözünü bunun için meşhurlaştırmış ve bir deyim haline getirmişlerdir.

...

Şimdi ise bütün alanlardaki eksen kaymalarını konuşma ve dinleme konusunda da yaşıyoruz.

Zira zamanımızda ne kadar çok konuşursanız o kadar popüler oluyorsunuz.

Hakaret ederek konuşmayı, itham etmeyi, insanları incitmeyi marifet zanneden bir jenerasyon türedi.

Her yere laf sokan, sosyal medyanın her türlüsünde online olan, like ve takip hastası, ucube benzetmeler üreterek dikkatleri çekmeye çalışan, gün boyunca geyik yapan, her şeyle dalga geçebilen, cinsiyetçi ve cinsel jargonlar kullanan, hakareti mizah sayan tuhaf bir jenerasyon.

Sadece kendisini önemseyen, her şeyi kendisi için tatmin aracı kılan, kendi egosunu şişirdikçe şişiren bir jenerasyon.

Bunları yaparken birilerini kırıp incitiyor mu, canlarını acıtıyor mu, umrunda değil, dünya kendisinin etrafında dönüyor ya!

Susmak mı? Erdemle ne alakası var canım basbaya pısırıklık işte!

Oysa konuşmanın şehvetine kapılmak tıpkı diğer şehvetler gibi kısa, bir süreliğine keyifli, haz verici hatta motive edici olabilir.

Buna karşın bir zaman sonra söyledikleriniz tuzsuzlaşacak, ağzınızdan çıkan cevherler sıradan taşlara dönüşecektir. Bu taşların ise nereye doğru gittiğini, kimin kafasını kırdığını siz bile ön göremeyeceksiniz.

Popülizm sizi o kadar körleştirecek ve egolarınızı o kadar şişirecek ki fark ettiğinizde iş işten geçmiş olacak.

Böyle bir kişi olmak ise nefret oklarını üzerinize çekmenize ve uzak durulması gereken bir insan olmanıza neden olabilir.

Kavramların hızla kirlendiği, değer yargılarının ve değerli olanın değiştirildiği, paradigma kayma ve karışıklığın arttığı bir zamanda yaşıyoruz. Üstelik iyi ile kötünün birbirleri ile olan sınavında, eskisi gibi hep iyiler de kazanmıyor. Ama yine de siz iyilerden olmayı tercih edin. Beğeni ve like sayısına değil, ölüm sonrası beğenilecek olan paylaşımlar yapmaya önem verin.

Allah' ın hoşuna gidecek sözleri, O'nun hoşuna gidecek ölçüde serdedin.

Ne gereğinden fazla, ne gereğinden az konuşun.

Erdemle bezenmiş kelamı kararında ve kıvamında konuşan biri olun. Konuştuklarınız aleyhinize değil, lehinize şahitlik yapsın.

Unutmayın dilin bir kemiği vardır ve o iradenizde gizlenmiştir.

Selam ve dua ile.