Fransa ya gittiğimde orayı hem coğrafi hem de kültürel olarak değerlendirmelerde bulunmuştum.
Başka bir ülkeye gittiğimde ilk olarak gittiğim,gezdiğim yerleri kendi ülkemle, yaşadığım şehirle karşılaştırıyorum.Bu konuda birçok kişi de seyahatlerde aynı şeyi düşündüklerini paylaşmışlardır.
Çünkü dili farklı, kültürü farklı bir coğrafya da ve bu gördükleriniz sizi olumlu veya olumsuz bir şekilde etkilediğini görürsünüz.
Bu değerlendirmeler genellikle hayata bakış açımıza göre değişir. Tarih ile ilgili olanlar, o ülkenin tarihini enine boyuna araştırır, coğrafya ile ilgisi olanlar yine oraya coğrafya boyutundan bakar, bunun dışında ticari işletmelerle hayvancılıkla veya başka konularda ilgilenenler de yine kendi açısından bakarlar. Ben biraz tarih, biraz da diğer konularla ilgileniyordum.
Hocalarımdan birinin tarihle ilgili anlattığı bir hikâye hatırıma geldi paylaşmak istedim.
1800 yılların ortalarında, sultan 2. Mahmud’un başlattığı reform hareketi olarak Avrupa ya genç Osmanlılar gönderilmişti.
Bu gençler genellikle ülkenin ileri gelenlerinin (eşrafın) çocuklarından seçiliyordu.
Bu gençlerin gönderildiği yerlerin başında da Fransa’nın başkenti Paris geliyordu.
Paris o dönemin en fazla ilgi gören şehirlerinin başında geliyordu. Bu genç Osmanlıların Avrupa ya gönderilme sebepleri, reform hareketi çerçevesinde oradaki modern bilimi ve diğer gelişmeleri incelemeleri, bu ilmi ülkelerine taşımaları idi.
Bunlardan büyük bir kısmı Avrupa’nın ahlaki yozlaşmasından etkilendiler ve geriye döndüklerinde kendi ülkelerini beğenmemeğe başladılar.
Hâlbuki bu gençlerin gidiş sebepleri modern bilim ve sanayi noktasında çalışmalar yapmaktı. Ayrıca bu reformu yapan da sadece Osmanlı değildi. Japonya, Çin, Kore ve diğer birçok ülkeler de bu konuda çalışmalar yapmışlardı.
Bu ülkelerden gençlerini iyi yetiştiren ülkeler bu reformdan başarılı çıkmışlardı.
Bizde ise bu az bir kesim hariç hayal kırıklığı yarattığı görüldü. Bu konuyla ilgili yaşanmış bir olayı, rahmetli bir hocamın anlatımı ile sizinle paylaşmak istiyorum.
BİR TREN YOLCULUĞU
İstanbul da bir tren yolculuğun da Paris’e gönderilen 4 gençle, yaşlı bir İstanbul ermeni si aynı kompartman da yolculuk yapar.
Bu gençler kendi aralarında konuşurken genellikle Paris ten konuşurlar ve orada ki güzelliklerden bahsederler.
Bunu içine sindiremeyen yaşlı ermeni arada bir lafa girer ve İstanbul daha güzel der.
Genç şehzadeler yaşlı ermeni ye bakarlar ve cevap vermezler.
Konuşmanın ilerleyen bölümlerinde yine aynı durum yaşanır ve ermeni yine İstanbul daha güzel diye söze girer.
-Gençler dayanamaz ve yaşlı ermeni ye sorarlar.
-Sen Paris’i gördün mü?
-Yaşlı ermeni: Hayır der.
-Gençler: O zaman sen aptalsın derler.
Yaşlı ermeni bunu hazmedemez. Genç şehzadeler kendisine hakaret etmişler ve bu hakaretin sebebi ise sadece kendisinin İstanbul’u savunması, asıl savunması gereken kişilerin ise hor görmesidir.
-Yaşlı ermeni genç şehzadelere,
-Siz bana Paris’i görmediğimden dolayı aptal mı diyorsunuz.
-Onlar: evet derler.
-Yaşlı ermeni gençlere tek tek sorar,
-Sizin babanız Paris’i gördü mü?
-Onlar: hayır derler.
Yaşlı ermeni: o zaman sizin babalarınız da aptaldır. Der.
Bu sözün karşısında gençler ne cevap vereceklerini bilemezler.
Burada amacımız yapılan yanlışların tekrar yapılmamasıdır. Yüz elli yıl önce reform için gidenler ülkemizi hor görmüşler.
Bugün ise daha iyi bir yaşam sürmek için giden insanlarımız aynı şekilde ülkemizi hor görüyorlar. Bu yanlışa bir son vermek gerekiyor.
Hz. Peygamberin s.a.v. dediği gibi hikmet müminin yitik malıdır. Onu nerede bulursa alsın veya ilim Çin’de de olsa onu alınız buyurması gibi.
İlmi alalım. Ahlaki yozlaşma ve dinsiz bir yaşamı ise onlara bırakalım doğrusu bu olacak gibi.