Ömer bin el-Hattâb (Allah ondan razı olsun) Hutbesinde şöyle dedi:
“Ey insanlar! Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem aramızda bulunduğu ve vahyin inmeye devam ettiği zamanlarda Allah Teâlâ sizin halinizi bildiriyordu; böylece bizde sizleri tanımış oluyorduk. Ancak bugün Hz. Peygamber (SAV) gitti ve vahiy de kesildi. Bu yüzden sizi söylediklerinizle ve yaptıklarınızla tanıyoruz. İçinizden kim açıkça hayır ve iyilik yaparsa onu iyi birisi olarak tanır ve severiz. Kimin de kötülük yaptığını görürsek onu da kötü olarak tanır ve kendisine kızarız. İç âleminiz ise sizinle Rabbiniz arasındadır. Ben daha önceleri her Kur’an okuyanın bunun Allah’ın rızasını kazanabilmek için yaptığını zannediyordum. Ancak son zamanlarda görüyorum ki bazı kimseler, insanlar arasında bir mevki edinmek ya da çıkar sağlamak için Kur’an okumaktadırlar. Kur’an okurken Allah’ın rızasını gözetin ve diğer amellerinizde de O’nun rızasını kazanmaya çalışın.(M. Yusuf Kandehlevi, Hayâtu’s- Sahâbe, Beka Yayıncılık, İstanbul, 2013, s.719.)
Günümüzde bireylerin hal ve davranışları ile ticaretlerinden yola çıkıp bir takım sıkıntılı durumların yaşandığı ortamlarda; olumsuz hal ve hareketlerin kişilerin kendisine değil de ön plana çıkarttıkları din aidiyetliğine yaftalanması büyük bir haksızlıktır.
Oysa Hz. Ömer (R.Anh) efendimizin bu tarihi nasihati kişilerin neyi temsil ettiğinden ziyade sorumlu oldukları işi nasıl yaptığı üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini bize çarpıcı olarak göstermektedir.
Hiç kimsenin milli veya manevi söylemlerine, simgelerine bakmamayı; o kişilerin eylemlerine bakmayı bize düstur edinen bu nasihati alıp, birinin hatasını onun temsil ettiği dine değil, kendisine bağlamanın şuurunda olmayı bilmemiz gereklidir.
Selam ve dua ile…