“İş olup bitince, şeytan: “Doğrusu Allah size gerçeği söz vermişti. Ben de size söz verdim ama, sonra caydım; esasen sizi zorlayacak bir nüfuzum yoktu; sadece çağırdım, siz de geldiniz. O halde, beni değil kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Beni Allah'a ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim; doğrusu zalimlere can yakan bir azab vardır” der.”(İbrahim suresi:22)    

   İmanın Muhafazası, Kazanılmasından Daha Zordur:   İmanın en büyük düşmanı olan şeytan ve diğer kuvvetler karşısında, imanın ömür boyu korunup muhafaza edilmesi, onu kazanmaktan daha zordur. Çünkü imanı zayi edecek birçok menfi tesirler, pek çok sebepler vardır.

             Mü’min, imanın bütünlüğünü  korumak zorundadır. Bu da, Allah'a ve ahiret gününe inanmak, Allah’ın ve Rasülü’nün haram kıldığını haram tanımak, hak dinini din edinmek[2] suretiyle gerçekleşir. Mü’min, Allah'a olan ibadet ve itaatında, ümit ile korku arasında ölçülü biçimde hareket etmelidir. Mü’min, ne yaptığı işlerden emin olarak azaptan uzaklaştığına emin olur; ne de işlediği günahların çokluğundan korkarak asla affedilmeyeceğine. Allah, rahmetinden, bağışlamasından mü’minlerin ümit kesmemelerini emrediyor.[3]

           Arşın gölgesinde gölgelenecek insan grubu: Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,

 Acaba sanıldığı gibi gerçekten onlar refah ve huzur içinde midirler? Acaba gerçekten bu kâfirler ve müşrikler bize göre daha iyi bir durumda mıdırlar? Bu tamamen yanlıştır. Tarih boyunca kâfir ve müşrikler hiçbir zaman mutlu olmamıştır. Siz acaba parayı, serveti, lüksü, keyf ve eğlenceyi refah ve saadet unsuru mu sayıyorsunuz? Acaba bir de bu adamların kalplerini sorsanız. Onların kalpleri, evleri, yurtları, hayatları cehennemdir. Belki dış görünüşleri itibariyle dünyayı hedefledikleri için dünyada gerçekten erişemedikleri bir şey yok gibi, ama nihâyet kendi elleriyle dünyalarını da bozmuşlar, mekânik bir hayata gelmişler, robotlaşmışlar, duyguları bitmiştir. Hisleri, hareketleri kaybolmuş­tur. Sevmek, sevilmek, ağlamak, gülmek gibi insani duyguları, fedâkârlık, cefakârlık gibi duyguları tükenmiştir. Yedirme, içirme, infak ve akrabalık bağları, karılık, kocalık bağları, babalık, oğulluk bağları bitmiştir. Her şeyleri bitmiştir. Böyle bir hayatın içinde tüm dünya onların olsa ne olacak ki? Şu anda as­lında cehennemi yaşıyorlar, ama böyle bir hayat da onlara süslü geliyor. Bunu hayat zannediyorlar.