Bir hikâye anlatılır. Rivayete göre Abbasî halifesi Harun Reşid dönemidir. İhtiyacı olan bir köylü bu ihtiyacından dolayı mağdur olmuş fakat derdini kimseye anlatamamıştır.

Bunun farkında olan yakınları bu derdinden kurtulması için çare düşünürler. Birisi şöyle akıl verir. Bu derdini, ihtiyacını padişahımız Harun Reşide anlat senin derdine derman olur der.

Bu köylünün de aklına yatar.

Bağdat’a doğru yola koyulur. Zorlu bir yolculuktan sonra Bağdat’a varır. Harun Reşidi nasıl ve nerede bulacağını çevredekilere sorar.

Onlar Harun Reşidin Sarayda olduğunu fakat ikindi namazında camiye geleceğini ve camiden çıkışta onunla görüşebileceğini söylerler.

Köylü abdestini alır ve ikindi namazı için camiye girer, sünneti kıldıktan sonra farz namazını sultan Harun Reşidin yanında beraber kılarlar. Harun Reşid namazdan sonra normal bir şekilde tesbihatını ve duasını yapar. Tabi onu ziyarete gelen köylü de sultanın her yaptığında onun yanındadır.

Namaz bittikten sonra camii çıkışında köylü sultanla konuşmadan köyünün yoluna yönelince cemaatten konuyu bilenler sorarlar.

Sen o kadar yolu sultanla görüşmek için geldin. Bu fırsatta elinde iken neden görüşmüyorsun dediklerinde;

Köylü şöyle cevap verir,

Ben buraya gelirken ihtiyacımı sultan Harun Reşid ’den istemekti,

Fakat namazda gördüm ki, o da her şeyi Allahtan istiyordu.

Ben de ihtiyacımı halifeden değil de, halifenin istediği yerden yani Allahtan istemeye karar verdim.

 

Son zamanlarda insanlar bu düşünceyi unutuverdi. Allah’ın rızasını değil de varlıklı dostlarını daha çok önemsemeye başladılar.

Dünyanın en zengin ülkelerinden ve en zengin insanlarından olan Suudi kralı ve prensi, dünyevi bu kadar imkânlara rağmen, zengin dostlarıyla beraber dünya hırsına kapılıp, seküler (din dışı) bir yaşam sürmeye başladılar.

Bu yaşam da onlarıİslam’dan uzaklaştırarak, yanlış kararlar vermelerine sebep oldu.

Suudi prens kendi akrabalarını hapsederek onları sindirmesi, mısırın zalim diktatörü Sisi’ye destek vermesi, Suriye de Amerika’nın sözünden çıkmaması ve zulme ortak olması bu Allah’ın adaletini unutmasından dolayıdır. Bu kararlarıyla da Müslümanlara zarar vermeye devam ediyor.

Akıllı bir Müslüman’ın nasıl davranması gerektiğini unutup, kendini dünyaya adaması, dünyaperest bir yaşamı seçmesi, İslam’ı sadece bir yaşam biçimi değil de, sadece bir ideoloji olarak gördüğünü gösteriyor.

Mevki ve makamı ne olursa olsun, Müslümanın en önemli görevi İslam’a(kuran ve sünnete göre) yaşamayı hedeflemek olmalıdır.

Bir hadisi şerifle konuyu tamamlayalım.

Tirmizinin rivayetinde Rasulullah sav şöyle buyurmuştur: “Akıllı, şuurlu adam nefsini hesaba çeken ve ölümden sonraki hayat için iyi amel işleyen kimsedir. Âciz adam da nefsini arzusuna uyduran Sonra da Allah’tan mağfiret temenni eden kimsedir.”