Halk arasında bir deyim vardır, yağmur rahmettir, yağmurlu geçen yıla, var yılıdır denir.

Bu yıl ülkemizin hemen her bölgesi yağmurdan nasibini fazlasıyla aldı ve almaya devam ediyor.

Yıllardır bu derece yağış almayan Gazi şehrimizin toprakları da, hem kış boyunca hem de içinde bulunduğumuz nisan ayında rahmetten fazlasıyla istifade ediyor.

Geçmişte nisan ayında yağan yağmurlara farklı anlamlar yüklenilir ve hem toprak için hem de insanlar için şifa olduğu özellikle vurgulanırdı.

Bilhassa İç Anadolu Bölgesinde yağmurun en bol olduğu ve hububatın suya ihtiyaç duyduğu dönemde yağan nisan yağmurları, bölge insanı için bolluk ve bereket anlamına geliyordu.

Selçukluya başkentlik yaptığı dönemde Konya'da nisan yağmurlarının kaplarda toplanarak hastalara şifa olarak dağıtıldığı, yapılan yemeklerin içine katıldığı biliniyor.

O dönemde Konya'da bulunan Mevlana Dergâhında Mevleviler, “Nisantaşı “adı verilen kaplara topladıkları nisan yağmurlarını, dergâhı ziyarete gelen misafirlere ikram ediyorlar, bu suyun bazı dertlere şifa olacağına inanıyorlardı.

Mevlana Dergâhına armağan edilen, bronz üzerine altın gümüş kakmalı nisan tası, halen Mevlana Müzesi'nde sergileniyor.

YAĞMUR ADALETİN SONUCUDUR

Yine geçmişte Zülkarneyn as. Zamanında yaşanan bir kıssa anlatılır. Bu kıssa da Hz. Zülkarneyn ülkesinin eyaletlerini teftişe gider ve bir kadıya misafir olur.

Hz. Zülkarneyn as. Hem peygamberdir hem de devlet başkanıdır. 

Hz. Zülkarneyn gittiği yerlerde kimliğini gizler. Kendisini bir tanrı misafiri olarak tanıtır ve onların hallerini yaşantılarını gözden geçirirdi.

Bu tür davranışların insanların gerçek yüzlerini görmek açısından çok önemli olduğunu düşünürdü.

Hz. Zülkarneyn bir kadıya misafir olur ve kadı ile birlikte zaman geçirir, onun baktığı davaları misafir olarak izlerdi.

Misafir olduğu zaman içerisinde kadının doğruluğuna, dürüstlüğüne ve davaların hakkını verdiğine şahit olurdu.

Yine bir gün iki davalı gelir ve şikâyetini anlatır. O davalıdan biri, ev yapmak için bir toprak aldığını ve temelini kazdığında içinden altın çıktığını söyler.

Kadıya der ki, kadı efendi ben toprağı satın aldım, toprağın içinde ki altını satın almadım, bu benim hakkım değil, satan kişi gelsin altınlarını alsın der.

Toprağı satan kişi de kadı efendiye, ya kadı efendi ben toprağın altını da üstünü de sattım, çıkan altında alan kişi ye aittir der.

Kadı efendi işin içinden nasıl çıkacağını bilemez ve zaman ister.

Araştırma yaptırır ve araştırma sonrasında alan ve satan kişilerin evlenme çağına gelmiş birinin kızı ve diğerinin oğlu olduğunu öğrenir.

Davalıları çağırır ve onlara fikrini açıklar. Onlar ve çocukların da rızası olursa onları evlendirmek istediğini ve çıkan bu altınların onlara hediye edilmesinin uygun olduğunu söyler.

Kadının verdiği hüküm, iki tarafı da mutlu etmiştir. Hak yerini bulmuştur.

Misafir olarak bu davaya şahit olan Hz. Zülkarneyn as. Kendisini tanıtır ve bu olayı yorumlar.

Kadıya adaleti tesis ettiğinden dolayı teşekkür eder ve şöyle der. Yüce Allah adaletin olmadığı beldeye rahmetini keser, o beldeye yağmur vermez ve kıtlık baş gösterir.

Ülkenin böyle kadılara sahip olduğundan dolayı Yüce Allah’a şükreder...”

Adalet, Allah’u Teâlâ’nın sıfatlarından biridir. Şuurlu ve bilinçli insanlar tarafından bilinen uygulanan bir erdemdir.

Bizler de Müslümanlar olarak hayatımızın her döneminde adaleti mutlaka uygulamaya gayret edelim inşallah. Bu rahmete kavuşmanın belki de tek yoludur.