Bir gün, köylü bir adam baltasını kaybetmiş.

Komşusunun oğlundan şüphelenmiş.

Çünkü çocuk bir hırsız gibi konuşuyor, bir hırsız gibi yürüyor ve bir hırsız gibi davranıyormuş.

Aslında onun çaldığından neredeyse eminmiş.

Takip edip hırsızlığını ifşa etmeye ve tüm köye onu rezil etmeye karar vermiş.

Gün boyunca elinden geleni yapmış ama bir delile ulaşamamış.

Ertesi gün tarladaki aletlerin arasında baltasını buluvermiş.

Meğer baltayı oraya kendisi saklamış ama oraya koyduğunu unutunca çalınmış sanmış.

Sonra çocuğu yine görmüş; bütün diğer çocuklar gibi konuşuyor, yürüyor ve davranıyormuş.

Aslında hiç de hırsıza benzer bir hali yokmuş.

Bir gün, bir adam yol kenarına parkettiği arabasının çizildiğini görmüş.

Çok kızmış ve hemen polise gitmiş.

Polis, "şüphelendiğin birileri var mı?" diye sormuş.

O da en son tartıştığı komşusunun ve kendisini çekemediğini düşündüğü iş arkadaşının ismini vermiş.

"Evet evet onlardan biri yapmıştır kesin" diye de ısrar etmiş.

Zaten hareketlerinden şüphe ediyormuş.

Kendisine zarar vermek için fırsat kolladıklarından da eminmiş.

Hal ve hareketlerinden de hemen anlaşılıyormuş zaten.

Polis bir gün sonra adamı karakola davet etmiş.

Faili bulduklarını ve içeri attıklarını söylemiş.

Adam, "komşum mu yapmış, iş arkadaşım mı?" diye heyecanla atılmış.

Polis kamera görüntüleri eşliğinde ona, ikisinin de yapmadığını, madde almış bir bağımlının o gece rastgele bir kaç araba çizdiğini söylemiş.

Bir kadın, son zamanlarda eve geç gelen kocasından şüphelenmeye başlamış.

Hayatlarında; üniversiteyi yeni kazanan oğulları ve liseye başlayan kızları dışında değişen bir şey de yokmuş.

Kocası bunca yıl evli oldukları halde hiç böyle alışkanlıkları olmayan bir adammış.

Bu yüzden, son zamanlardaki tavırlarından onun bir iş çevirmeye başladığından eminmiş aslında.

Bu önyargı içini kemirmiş de kemirmiş. Ev, mutfak, geçim üstüne üstüne gelmiş.

Tadı tuzu kalmamış hayatının.

Çevresindekilere de bunu yansıtmaya başlamış yavaş yavaş.

En sonunda dayanamayıp delikanlı oğluyla konuşmuş.

Oğlu da çok bozulmuş bu işe.

Bir silah bulmuş ve babasını iş üstündeyken vurmaya karar vermiş.

Akşam mesaisinden çıkınca onu takip etmiş. Gerçekten de babası eve doğru yönelmemiş.

Delikanlının şüpheleri artmış. Babasını nasıl vuracağını, hapiste ne kadar kalacağını, evde erkeksiz kalanları nasıl bir hayatın beklediğini düşünüvermiş.

Çok zormuş ama başka bir yolu da yokmuş.

Babası gide gide eski bir depoya gitmiş. Hemen kirli bir tulum giyip torbaları taşımaya başlamış.

Delikanlı çok utanmış, silahını saklamış, ağlayarak hızla eve gitmiş.

Olanları annesine anlatmış, o da utanmış ve ağlamış...

 

Bir adam, okudukça insanların hepsine alaycı gözlerle bakar olmuş.

Kendisini müstağni görmeye başlamış ve "insanlar niye bu kadar basit şeylerle uğraşıyor" diye bir düşünceye mahkum olmuş.

Ona göre insanların koşturmaları, uğraşları, gündemleri, yaşantıları, alışkanlıkları, hayat tercihleri büyük hatalar zincirinden ibaretmiş.

Büyük paradigmalar, büyük gündemler, büyük adamlar, büyük sloganlar, büyük cümleler ile hemhal olmaya başlamış.

Sonra öyle biri olmuş ki, felsefesini kimse çözemez, söylediklerini kimse anlamaz, hiçkimsenin hayatına dokunamaz, kimsenin derdine çare üretemez olmuş.

Sonra bu büyük adam küçücük dehlizleri aşamaz, küçücük sularda boğulur olmuş.

Selam ve dua ile