Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Sosyoloji Bölümü, akademik dünyada derin izler bırakan merhum Prof. Dr. Hüsamettin Arslan anısına düzenlediği seminerler dizisinde bu kez çarpıcı bir konuyu gündeme taşıdı. Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şener Aktürk, “Modern Dünyanın Kökenleri” başlıklı konuşmasında, Orta Çağ’daki sistematik nüfus mühendisliği uygulamalarıyla modernitenin temelinin nasıl atıldığını tartışmaya açtı.
Etkinlikte, sosyal bilimler disiplinine yön veren Batı merkezli yaklaşımlara eleştirel bir perspektifle yaklaşılırken, modern dünya düzenine dair yerleşik kabuller sorgulandı.
Prof. Dr. Şener Aktürk’ten Batı Merkezli Sosyal Bilime Eleştiri
Seminerin açılışında söz alan Prof. Dr. Şener Aktürk, çalışmasının odak noktasını, Batı Avrupa’da Müslüman ve Yahudi toplulukların tarihsel süreçte nasıl tamamen ortadan kaldırıldığı sorusunun oluşturduğunu belirtti. Bu sorunun, yalnızca tarihsel bir merak değil, aynı zamanda Batı merkezli sosyal bilim anlayışına itiraz niteliği taşıdığını vurguladı.
Modernitenin “çoğulculuk” ya da “özgürlük” gibi idealize edilmiş kavramlarla değil, tek din, tek mezhep ve homojen toplum yapısı üzerine inşa edildiğini öne süren Aktürk, modern ulus devlet modelinin temelinde yatan bu tarihsel gerçekliğin çoğu zaman göz ardı edildiğini ifade etti.
Orta Çağ’daki Nüfus Mühendisliği Modern Dünyanın Temelini mi Oluşturdu?
Aktürk, sunumunda “İki Kılıç Doktrini” kavramına dikkat çekti. Bu doktrin, Papalığın hem dini hem siyasi otoriteyi elinde topladığı bir dönemde Katolik olmayan topluluklara karşı yürütülen sistematik dışlama politikalarını ifade ediyor. Aktürk’e göre, bu süreç sadece dini ayrımcılık değil, aynı zamanda erken dönem nüfus mühendisliği uygulamalarının açık bir örneğidir.
Konuşmasında, Batı Avrupa’da 11. yüzyıldan itibaren uygulamaya konulan bu politikaların sonucunda Müslüman ve Yahudi varlığının izlerinin silindiğini, bunun da modern ulus devlet anlayışının ilk adımlarını oluşturduğunu belirtti. Bu bağlamda modernite, çoğu sosyal bilim kuramında tanımlandığı gibi ilerlemeci bir dönüşüm değil, katı ve dışlayıcı yapılarla şekillenmiş bir süreç olarak ele alındı.
Hüsamettin Arslan’ın Mirasına Yakışan Akademik Buluşma
Etkinliğin moderatörlüğünü üstlenen Prof. Dr. Bengül Güngörmez Akosman, açılış konuşmasında Hüsamettin Arslan’ın akademik mirasına vurgu yaptı. Arslan’ın sosyal bilimlerde oryantalizm eleştirilerini ders programlarına taşıyan öncü akademisyenlerden biri olduğunu belirten Akosman, bu tür tartışmaların onun entelektüel çizgisiyle uyumlu olduğunu ifade etti.
Akosman, Prof. Dr. Aktürk’ün modernite eleştirisinin, özellikle ulus-devlet, soykırım ve kimlik politikaları alanında sosyal bilim literatürüne değerli bir katkı sunduğunu belirterek, bu tür söyleşilerin eleştirel düşünceyi teşvik ettiğini söyledi.
Üç Sınıf Kuramı ve Katolik Hegemonyası
Prof. Dr. Şener Aktürk, konuşmasının ilerleyen bölümünde Orta Çağ’daki “Üç Sınıf Kuramı” üzerinde durdu. Bu kuram, toplumun sadece savaşanlar (asilzadeler), dua edenler (din adamları) ve çalışanlar (köylüler) olarak bölündüğü, diğer unsurların –özellikle Katolik olmayan toplulukların– bu yapının tamamen dışında tutulduğu bir sınıflandırma sistemidir.
Bu dışlayıcı yaklaşımın, bugünün ulus devletlerinin bürokratik, merkeziyetçi yapılarında karşılık bulduğunu savunan Aktürk, modern devletlerin kimlik temelli ayrımcılıklar ve dışlama politikalarının tarihsel köklerinin bu kuramda yattığını öne sürdü.
Modernitenin Temel Dinamiği: Homojen Toplum Tasarımı
Aktürk’ün temel tezlerinden biri, modernitenin sanıldığı gibi çoğulculuk değil, toplumsal homojenlik hedefiyle şekillenmiş olması. Bu görüşe göre, modern devletlerin bünyesindeki asimilasyon politikaları, azınlıkların yok sayılması ya da bastırılması gibi uygulamalar, aslında Orta Çağ Batı Avrupa’sındaki modelin bir devamı niteliğindedir.
Bu iddialar, sadece tarihsel değil aynı zamanda güncel toplumsal ve siyasal tartışmalar açısından da büyük önem taşıyor. Ulus devletin doğası, çoğulcu demokrasilerde azınlık hakları ve kimlik politikalarının sınırları gibi pek çok başlık bu çerçevede yeniden düşünülüyor.
Eleştirel Sosyal Bilim İçin Yeni Bir Perspektif
Prof. Dr. Şener Aktürk’ün sunumu, Batı tarihine ve modernitenin temel kabullerine yönelik radikal bir yeniden okuma çağrısı niteliği taşıyor. Sosyal bilimlerin sadece mevcut yapıyı analiz etmekle kalmaması, aynı zamanda onu kuran dinamikleri ve tarihsel arka planı da sorgulaması gerektiğini belirten Aktürk, bu noktada alternatif akademik perspektiflerin önemine dikkat çekti.
Bu tür akademik etkinlikler, sosyal bilimler disiplininde hegemonik anlatıların dışına çıkmak isteyen araştırmacılar için önemli bir yol haritası sunuyor.



