Arakan kelimesi tüm dünyaya olduğu gibi Müslüman âlemine de yabancı. Son birkaç seneye kadar Arakan nedir, ne değildir neresidir, dünyada böyle bir coğrafya var mı, varsa hangi millettendir hangi dindendir, ne yerler ne içerler, nasıl yaşarlar, nasıl yönetilirler, hangi ideolojiye sahipler pek bilenimiz yoktu. Son birkaç senedir medyada çıkan haberler ile gündemimize girdi. Gündemimize öyle bir girdiki, hafızalarımızda kolay kolay silinmeyecek şekilde girdi. Dünyanın en büyük vahşet görüntüleri ile girdi. Zalim sosyalist Burma yönetimi öyle bir vahşete imza attı ki insanlık tarihi böyle bir vahşeti yaşamamıştır.
Ordu, evleri yakıp köylerde karşısına çıkan yediden yetmişe herkesi vurup öldürüyor. Çocuklar dâhil tüm insanlar kaçmak için umutsuzca nehre atlıyor. Nehre dalanların çoğu yüzme bilmiyor ve bunların birçoğu öldü. . Her sabah onlarca ceset nehirde yüzüyor. Helikopterler havadan, askerler karadan önlerine kim çıkarsa vuruyor. Bölge tamamen siyah dumanla kaplanmış durumda. İnsanlar yakınlarının cesetlerini toprağa veremiyor. Kurbanların çoğu kadın ve çocuk. Bu cesareti biz Müslümanlar verdiğimizi söylememe gerek yok sanırım.
Gözden uzak olan mazlumlar ne yazık ki gönlümüzden ve gündemimizden de uzak kaldılar. Suriye gibi burnumuzun dibinde gerçekleştirilen katliamlara sessiz kalmamızı isteyen zihniyet, elbette dünyanın öbür ucu sayılabilecek bir ülkede meydana gelen soykırımla ilgili harekete geçmeyi aklının ucundan bile geçirmeyecektir. Bu ülkelerde medet beklemek pek saflık olur. Bu oyunu kurgulayalar bu oyunu bitirirler mi, elbette bitirmezler.
Dünya coğrafyasında, en masum, en sahipsiz ve en savunmasız mazlum Arakan’lı Müslümanlar bir milyarı aşkın Müslümanların gözleri önünde en acımasızca öldürülüp, kadın erkek çoluk çocuk demeden zulme uğrayıp, yok edilirken, hala kılını kıpırdatmayan, saltanat meraklısı liderler neyin hesabını yapıyorlar. Ama bilmiyorlar ki bu Siyonist ateşi bir gün gelir kendilerini de yakar.
Müslümanlara yönelik haksız tecavüzler, ister istemez tüm Müslümanların sıkıntılarına yeni sıkıntılar eklemektedir. Bugün gözümüzün önünde yaşanmakta olan birçok olayda Batı’nın doğrudan ve dolaylı olarak da CIA ve MOSSAD destekli karanlık güçlerin varlığı söz konusudur.
İslam dışı unsurların Müslümanlar üzerindeki emellerini, planlarını, katliamlarını bir yere kadar anlayabiliyoruz. Varlık sebeplerinin gereğini yerine getiriyorlar. Ancak Müslümanın Müslümana ettiğini ne anlamak, ne kabul etmek, ne de görmezden gelmek mümkündür. dünyanın her yerindeki Müslüman ülkelerin, hatta toplumların bulunduğu coğrafyalarda ya büyük bir doğal zenginlik, ya hayati önemde bir stratejik özellik bulunuyor.
Bu durum İslam ülkelerini ve toplumlarını çok daha fazla hedef haline getiriyor. İnsanlığın gördüğü ve duyduğu en vahşi saldırılar, en sinsi planlar hep Müslümanlara yönelik oluyor. Müslümanlar Allah'ın lütfü olan zenginliği doğru kullanmak, hakka uygun şekilde paylaşmak yerine, birbirlerine düşerek küresel oyunları kolaylaştırıyor, hatta teşvik ediyorlar.
Bütün bu açıklamalardan anlaşılmaktadır ki İslâm ‘ümmet Bilinci’ni kuşanmamızı ve Müslümanların birleşmesini bizlere sorumluluk olarak yüklemektedir. Kardeşliğin gerçekleşmesi ümmet anlayışı, Müslümanların birliği ile mümkündür. Yoksa daha çok katliamlara şahit oluruz. Allah muhafaza