Kelimelerin artık neredeyse son bulduğu, insanların daha doğrusu insanlığın can çekiştiği ve günden güne biraz daha kirlendiğimiz dönemlerimizi yaşıyoruz tam da şu sıralarda.

Evet, her gün uyandığımızda acaba bugün hangi masum çocuğun, hangi temiz ve saf insanın kanına girilecek diye düşünmek çok sıradan bir şey gibi geliyor artık bize. Neden mi?

Çünkü günümüzde tüm Dünya’da önemli bir problem olan çocuk istismarı, ülkemizde de çok sık görülen toplumsal bir sorun halini aldı ne yazık ki. Daha öncelerde sıklıkla takip edilen siyaset, ekonomi, spor, eğitim, sağlık gibi haberlerden bilgimiz yok artık. Hepimiz gözümüzü kulağımızı o iğrenç, kan dondurucu tecavüz ve taciz hikâyelerine açmış, adeta ülkemizde başka tür olaylar hiç olmuyormuş hiç olmayacakmış gibi bütün dikkatimizi bu konu üzerinde toplamış vaziyetteyiz.

Tartışmaya açık olmayan ve hiçbir şekilde kabul edilemeyecek, hafifletilemeyecek, sineye çekilemeyecek olan bu konuları (taciz, tecavüz vs…) ha bire tartışıyor, yorumlar yapıyor ve her seferinde de sonuç kısmına gelince susuyor kenara çekiliyor ve bir yenisine zemin hazırlıyoruz. Daha sonra çocuklar neden susuyor diyoruz. Biz susuyoruz çünkü biz. Sesimizi gerektiği kadar çıkarmıyoruz.

“Yapma kızım”, “Eteğini düzelt kızım”, “Ayıptır günahtır kızım”, ”El âlem ne der kızım”, “Rezil oluruz kızım” gibi kavramları çocuk üzerinde direttiğimiz için susar, korkudan sesini çıkaramaz. Ülkemiz hatta dünya, bu korku ve baskı yüzünden maruz kaldığı cinsel istismarı saklayan, kendisine ve ailesine bunu yediremediği için intihar eden çocuk ve gençlerle dolu. Biz buz dağının görünen tarafını görüp oraya yanıp üzülürken, görünmeyen kısmında kendi ateşinde yanıp her saniyeyi cehennem olarak yaşayan onlarca, yüzlerce hatta binlerce insanın varlığını unutuyoruz. Artı bir de her olan olayın ardından, sanki suçludan taraf çıkarmışçasına mağdur olan kişiye, ailesine, arkadaşlarına bin bir türlü kılıf uyduruyor, adeta bu suçu günahı işleyeni aklayıp paklamak için elimizden ne geliyorsa yapıyoruz.  İşte bu yüzden her ne kadar böyle bir şeye yeltenmemiş, aklımızdan geçirmemiş ve biz dokunmamış olsak da gerek taciz gerek tecavüz gibi cinsel istismara uğrayan her çocukta her genç kızda bizim de payımız bizim de rolümüz var maalesef ki...

Cinsel istismara maruz kalan bir çocuğun annesine, “Çocuğuna neden sahip çıkmadın neden sokağa bıraktın” demek, aynı şekilde o durumu yaşamış olan genç bir kıza “Neden makyajı fazlaydı neden kolu bacağı açıktı” demek bir nevi tecavüzcüye sen haklısın demektir. Onu ve onun gibilerini bunu yapmaya azmettirmektir. Onu bu yaptığından ötürü suçlamamak ve bu durumu normal karşılamak daha sonra yaşanacak olan benzer olaylara kapı aralamaktan başka bir şey değildir.

Çocuğun kendisinden büyük bir kişi tarafından cinsel obje olarak kullanılmasını kimse normal karşılayamaz. Hiç kimse tacizi, tecavüzü, cinsel istismarı sıradan bir şeymiş gibi görüp savunamaz. Çocuk ya da yetişkine tecavüzün herhangi bir bahanesi veya açıklaması olamaz. Kimse tecavüzün bir suç olmadığını iddia edemez.

Unutmayalım; hiçbir anne baba kızını kapının önünde oyun oynarken bir caninin iğrenç elleri değsin diye yetiştirmiyor. Yine hiçbir anne baba kızı okul dönüşü eve gelirken bindiği otobüste haddini ve kendini bilmez, ahlak yoksunu bir varlık tarafından katletsin diye büyütmüyor. Ve yine hiçbir anne bebeğini içinde Allah korkusu olmayan ve erkek olmanın vermiş olduğu cinsiyet üstünlüğünü en iğrenç şekilde kullanan biri tarafından acılar içerisinde öldürülsün diye doğurmuyor.

Bütün bunların yani tüm inanç ve kültürlerde en aşağılık bir davranış olarak görülen tecavüzün bulunduğumuz dönem içerisinde bu kadar yaygınlaşmasının başlıca sebebi de bence hafifletilmiş cezalardır. En çok da bundan destek alıyor ve en çok bu sebepten dolayı rahat rahat ortalıkta geziyor o insan denilen fakat insanlıktan insaniyetlikten haberi olmayanlar…

“Nasıl olsa kurtulurum”, “En fazla ne olabilir ne yapabilirler ki”, “Nasıl olsa biraz yatar çıkarım” düşüncesiyle ilerleyen ve adım attığı her yere bela götürüp kan ve gözyaşına sebep olan binlerce insan söz konusu. Ve ben bu insanlara uygulanan cezaların, yaptırımların ve hükümlerin biraz daha ağırlaştırılması gerektiği kanaatindeyim. Belki köklü bir çözüm olmayacak, belki yine kurtulamayacağız o insanlardan. Biri gidecek biri gelecek. Belki yine canlar yanacak.  Ama en azından şimdiki kadar olmayacak. Eminim bu konuda hepimiz hemfikirizdir.  İşte tam da burada hem devletimize hem de bizlere büyük sorumluluk düşüyor.

Artık sessiz kalmayalım, susmayalım! Bu acıya hep beraber dur diyelim, son verelim!