Dünyada o kadar garip olaylar oluyor ki, anlamak mümkün değil. Ortadoğu ve İslam ülkeleri ateş çemberi içinde, bir o tarafa bir bu tarafa savrulmakta. Kimin eli kimin cebinde belli değil.
İslami değer ve hassasiyetler kaybolmuş, Müslümanım diye ortalıkta gezenler, herkes kendi çıkar ve reklamı derdinde. Gazze bombalanmış kimin umurunda, yaşlı genç, çocuk kadın katledilmiş kim duyar.
Benim ırkımdan veya mezhebimde değil ise bana ne diyenler, müslümanım diyerek ortalık ta geziyorlar. Bir bakıyorsun, ırkçılık üzerine siyaset yapan partiler, kendi ırkları ile ilgili problem olduğunda sokağa dökülüp, meydanları savaş alnına çevirenler, insan hakları ve demokrasi havariliği yapan gruplar, ne kadar faşist olduklarını göstermektedirler. Aynı hassasiyeti bir Gazze veya başka bir Müslüman halk için göstermeyenlerin arkasında giden zavallı Müslümanlara ancak acımak lazım.
Birileri çıkıp, kürt ırkını savunurken diğer bir grup ise Türk ırkçılığını savunmakta. Bu pencerede bakıldığında, Kobani veya Musul üzerinde siyasi şov yaptıklarında, bu niyetlerinin ve politikalarının ne kadar ırkçılığa dayalı olduğunu görmekteyiz. Zulüm her yerde zulümdür. Zalim de her yerde zalimdir. Bu tartışılmaz bir gerçektir. Ortak bir payda bu, zulüm gören insanlar, ırkı, dili veya mezhebi fark etmez. Bu insanlara sahip çıkmalı. Bunların yanında yer alınmalıdır.
Bu gün İslam coğrafyası denildiğinde sadece, Tükler, Kürtler, Farslar veya Araplar kast edilmemeli. Tam tersine müslümanım diyen herkesi bu coğrafyada kardeş olarak görülüp, ümmet bilinci ile hareket edilmeli.
Cumhuriyetin ilanı ile başlayan ırkçılık söylemleri, 1942 de Şükrü Saraçoğlu’nun meclis kürsüsünde şu sözleri ile ayyuka çıkmıştır. "Biz Türk'üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız."Bu tür ırkçılık söylemleri bir bakanın ağzında çıkması, İslam ümmetinin arasına nasıl bir fitne tohumunu ektiğini görebilmemiz açısında çok manidardır. Bu tür söylemler, karşı ırkı tahrik etmesi sonucu, karşı kürt ırkçılığı doğmuş oldu. Bu da İslam ümmetinin parçalanmasında en büyük etken olmuştur. Irk üstünlüğü yarışı, Gazze’nin, Suriye’nin vs. ülkelerin ezilmesine ve emperyalist güçlerin tahakkümüne girmesine sebep olmakta. Bu gün İslam coğrafyasın da bu zilletin sebebi, ırkçılık denilen melanettir. Kürtler Kürtçülük, Türk’ler de Türkçülük derdine düşe dursunlar, Yahudiler ve Hıristiyanlar tek vücut olmuş, İslam toplumunun kanını emmeye devam ediyor. Biz Müslümanlara ne oluyor, dış güçler yetmiyormuş gibi birde kendi içimizde birbirimizle savaşıyoruz. Neyin kavgasını veriyoruz.
Müslüman kafire karşı şiddetli, müslümana karşı merhametli olması gerekirken, günümüzde tam tersi olmuş durumda.
Zalim Beşar Esed’i destekleyen ve ona asker ve askeri malzeme göndermekte çekinmeyen şia politikası da, Gazze de gerçek niyetini ve yüzünü göstermiştir. Ne kadar ırkçı ve mezhepçi bir siyaset izlediğini zaten Suriye de görmüştük. Gözü kör olanlar varsa Gazze ye baksın. Mezhep ırkçılığı da en az soy ırkçılığı kadar iğrenç bir durum. İslam coğrafyasın da ki üç büyük tehlike gözümüze çarpmakta. birincisi ırkçılık, ikincisi şia, üçüncüsü haricilik Bu ümmetin en büyük fitnesi.
Türkün Türk ten, Kürd ün Kürt ten, Arab ın Arab tan başka dostu yok veya mezhebi sloganlar gibi, faşist söylemler, ümmetin içine ekilmiş en büyük alçaklıktır. Kendi elinde olmayan vasıflardan dolayı övünmen, Allah(cc)’a yapılmış en büyük hakarettir. Kendi ırkını seçme yetkisine sahip olmadığı şeyle övünmek kadar, aptalca bir davranış olamaz. Bizi biz yapan islamdır. Müslüman olmamızdır. Gerisi batıl ve hikaye…