İran 80 milyon nüfusu ile coğrafyamızda bulunan önemli bir ülkedir. Türkiye ile İran’ın, çok eskiye dayanan ilişkilerinde zaman zaman anlaşmazlıklar ve savaşlar yaşansa da, benzer kaderi ile bölgede istikrarı sağlayan iki ülkedir.
20, yüzyıldaki İran’a baktığımızda, ülkemizle benzer badireler yaşadığını görürüz, İran, şah rıza pehlevi zamanında batı tarzı bir yaşantıyı benimsemiştir. Batı tarzı giyim kuşam öne çıkarılarak halkın benimsemesi istenmiş fakat gelir düzensizliği, şahı halkın gözünden düşürmüştür. Dünyanın en çok petrol üreten ülkeleri sıralamasında üst sıralarda olan İran’da, petrol gelirlerinin Şah’ın çevresine akması ve halkın geçim sıkıntısı yaşaması halkı ayaklanmaya sevk etmiştir.
1979 yaşanan İslam devrimi neticesinde İran’da, yeni döneme geçildi. Şah döneminde monarşi ile yönetilen İran, Humeyni’nin gelmesiyle İslam devrimini gerçekleştirdi ve İran İslam devleti kurulmuş oldu.
Mollaların öne çıktığı yeni rejimde, yine devletin gelirinin aslan payı, onlara (mollalara) akmaya başlamıştı. Bu gelir düzenli olduğu sırada çok ta göze batmadı.
İran 2000’li yıllarda 100 milyar doları aşan geliriyle dünyada öne çıkmıştı. Daha sonra gelişmiş ülkelerce uygulanan ambargolarla ve petrol fiyatlarının düşmesiyle maddi kriz yaşamaya başladı.
İran’ın batıdan uzak durması, batılı ülkelerin hoşuna gitmedi. Nükleer silah tehdidi bahanesiyle ambargo uygulanmaya başlandı.
Ambargo neticesinde ve petrol fiyatlarının gerilemesiyle, devletin gelirlerinin düşmesi ve halkın ekonomik sıkıntıya düşmesi sebebiyle son günlerde yumurta fiyatları bahane edilerek bir tepki hareketi başlatıldı.
Pek gün yüzüne çıkmasa da mollaları ortaklığı olan büyük finans şirketleri de son günlerde ekonomik sıkıntı sebebiyle iflasını açıkladılar. Halkın bu şirketler de olan alacaklarını alamaması, halkın sokağa dökülme sürecini hızlandırdı.
İran’ın Suriye, Bahreyn ve yemen e asker ve silah göndermesi, geçim sıkıntısı çeken halkı öfkelendirdi ve bizim bu ilkelerde ne işimiz var sorusunu sormalarına sebep oldu. Bu da ekonomik krizin tuzu biberi oldu.
Amerika ve İsrail gibi İran’a düşman olan ülkelerin gerilimi yükseltmeleri, sokağa çıkan halka destek vermeleri, çözümü zorlaştıran etkenlerdir.
İran cumhurbaşkanının açıklamasında batının ayaklanmayı başlattığını veya destek olduğunu söylemesi suçu tamamen onlara yıkma hesabı çok ta doğru değildir. Zira halkın yöneticiler tarafından dinlenmemesi, onların sorunlarına çare bulunamaması fitilin ateşlenmesine sebep olmuştur.
Ayaklanmanın çıkmasında batının etkileri var mıdır çok fazla bilgi sahibi değiliz ama bu tür gerginliklerde, batılı ülkelerin verdikleri bu demeçler, dünya barışı açısından hiç de olumlu değildir.
İran hükümetinin geçmiş dönemlerdeki gibi ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastırması yanlış olur. Kendi halkıyla savaşan liderler kaybetmeye mahkûmdur.
Yaşadığımız ortamda tüm iktidarların yapması gereken işlerin başında ekonominin düzeltilmesi, refah düzeyinin yükseltilmesi ve bunun da sürdürülebilir olması gerekmektedir.
Bugün için görüşlere baktığımızda İran’daki bu ayaklanmanın kısa sürede biteceği görüşü ağır basıyor. Fakat kayıplar çoğalmadan bu işin bir an önce bitmesi hem İran’daki kardeşlerimiz, hem de komşu olmamız hasebiyle bizim açımızdan hayırlı olacaktır. Dua ile