"Ona tatlı, yumuşak bir tarzda hitab edin.." (Taha, 20/44) , ".. hikmetle, güzel ve makul öğütlerle dâvet et.." (Nahl, 16/125)
Müslümanların çoğu hiç kibar değil. Müslüman derken onların dişisi de erkeği de öyle ...
Geçen yolum Ankara ilahiyata düştü. Orda araştırma görevlisi makamında olan bir bayanın davranışına şahit oldum ve gelecek kuşak adına ümitlerimi yitirdim...
Bir bayan ve hele üstünde İslami İlimler hocası vasfı olan birisinde bu kadar enaniyet ve kibir olur mu?
Neden İlahiyatlardan İslam alimi/alimesi çıkmaz dediğimizde karşı çıkanlar gidip bir onları gözlemlesinler...
İlimden önce edebi kendine şiar edinmeyen, ilmi Allah rızasını elde etmek ve dinini müdafa etmek için öğrenmeyen bir yeni yetme nesil var orda.
Onlar için ilim sadece para kazanmalarına, kariyer yapmalarına ve itibar elde etmelerine yol açan bir basamak sadece...
İlmi dünyalık için istiyorlar ve bu durum bizim neden ilmi alanda başarsız olduğumuzu da gösteriyor.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. Güler yüz ve tatlı dil ile, güzel ahlakla memnun etmeye çalışınız!) [Hakim]
(Mümin kardeşinin yanında suratı asık durana melekler lanet eder.) [Hatib]
(İyiliği, güzel yüzlü kimselerden talep ediniz.) [Beyheki]
(Mümin kardeşinin yüzüne tebessüm etmek sadakadır.) [C. Sagir]
(Din kardeşine güler yüz göstermek, iyi şeyler öğretmek, kötülük yapmasını önlemek birer sadakadır.) [Tirmizi]
(Hayrı, iyiliği, güzel yüzlülerin yanında arayınız!) [Buhari]
ÖNEMLİ BİR GÖRÜŞME
Genç Adamın önemli bir görüşmesi vardı.
Dikkatli hazırlanmalıydı. Bu görüşmeye sıradan kıyafetlerle gidemezdi.
Hele ağzını, vücudunu, saçını başını temiz tutmalıydı.
Bir de iyice bir temizlenmeliydi.
Huzuruna çıkacağı çok önemliydi. Her hareketi gözlemleniyordu.
Bismillah dedi genç adam
Güzelce bir abdestini aldı.
Seccadesini özenle serdi.
Gündelik kıyafetlerle huzura çıkamazdı.
Hemen dolabına koştu. Rahmetli babasının cübbesini giydi.
Bir şey eksikti sanki!
Evet! başı açıktı. Böyle kibar olmazdı. Sarığını da başına geçirdi.
Cebinde babasının misvağını çıkarıp dişlerini fırçaladı.
Ama güzel kokmalıydı. Nerde o meşhur babasının kokuları. Hemen alıp süründü.
Şimdi artık huzura çıkabilir.
Ama bir şey unutmuyor muydu?
Nerdeydi arkadaşları onları çağırmalıydı.
Avluya çıktı. Güzel bir sesle ezan okudu.
Ev halkı ayaklandı. Namaz vakti gelmişti.
Arkasında saf durdular.
Herkes huşu içinde Rablerinin katına vardı.
Miraca çıktılar Burak'la..
Gözler aydınlandı.
Ruhlar huzur buldu.
Bir görüşme daha mutlu bir şekilde sona erdi.
Ev halkı
Daha bir sıcak bağlandılar birbirlerine..