Soluk bal rengi yüzler
Ellerinde ölü gölgelerle bekler
Saygı duruşlarında insan yerine
temsili çiçekler
Birazdan kimsesizliğin yangınında küle dönecekler
Tükeniyor direncimiz , ruhumuz güç kaybediyor
Hangi daldan tutacak olsak
zaman taşımak istemiyor bizi
Ha bire kuşlar gibi gagalıyoruz
Önümüze düşen dünyalıkları.
Geceyi yaracak büyük aydınlıklar yok
El fenerleriyle yol yürünmüyor
Düşüncelerimiz mahremiyetsiz çırılçıplak
Örtecek dualarımızın da ehemmiyeti yok.
Gözyaşlarımızla yıkanmış hikayelerimiz de yok
Sonu gelmez timsah gözyaşlarıyla aldatırız
Ha bire birbirimizi
Sarıldıkça diriliş umuduna bütün gücümüzle
Sanırız ki ölümü yenmek mümkün.
Kapıları bekliyoruz ışık nerede diye
Oysa sokakları umut tacirlerinin eşiğine taşıyor
paralı amigolar,
Bağış kutuları açıldıkça içinde
İnsanın yalnızlığını okşayacak umutları çıkıyor.
Tih çölünde ne yaptığını bilmeden dolaşan
Musa’nın izinden uzak yalınayak avareler gibi,
Nasıl da uzaklaşıyoruz içimizin ateşi söndükçe
Bizi kurtuluşa götürecek yollardan
Hangi halimize ağlayıp hangisine gülebiliyoruz
Ağladığımız zavallılığımız, gülebildiğimiz aldatmacalar
Ağıtlarla paramparça oluyoruz
Bir o kadar da kibirden sert mi sert
Ağaçlar kökleriyle sökülmezken
Dallar bir bir kırılıyor naifliğinden.
Dönüyoruz dolaşıyoruz yine eski yerimizdeyiz
Yıllar bir öncekinin, daha öncekinin aynısı oluyor
Günleri saatleri saymıyoruz bile,
İnsanlar aynı sözler kelimeler hep aynı,
Cismen değişiyoruz ruhen de aynı.
Ve bir gün gülüşlerimizin hatırası
Gri bir leke gibi kalacak anılarda
Artık doğum günlerinde uzun ömürler dilenmeyecek
Çünkü yaşam da yaşama da bir anlık olacak
Yani nefes mesafesinde.