İnandığı zaman inandığına inanmaz, inanmadığı zaman inanmadığına inanmaz.Der (Kirilov) Anlam adına ne varsa hepsini yitiriyoruz.Yaşam tarzımıza göre bakış açısı değil de,bakış açımıza göre yaşam tarzları benimsiyoruz. Sözlerimizde, davranışlarımızda ve hayatımızın her alanında, gerek içsel,gerekse dışsal balans ayarlarımızı bir kenara bıraktık. Ve rüzgar hangi yandan esiyorsa, yüzümüzü o tarafa dönmeye başladık. O kadar normalleşti ki her şey, kendimizi köklerimizden sökerek anlamı beyhudeleştirip, anlamsızlığı savunur duruma geldik. Bu gidişat yanlıştır diyenleri de tahammülsüzlük göstererek dışlıyoruz. Birileri tarafından uyarılmak zorumuza gidiyor. Gurur ve kibir vazgeçilmezlerimiz arasında. Şeffaflık  gizliliğe ve sinsiliğe,cesaret,korkaklığa, melekeliğin yeri şeytancılığa, insani vicdan savunulmak yerine yargılamaya dönüşünce, anlamsızlık meşru bir intikama dönüştü. İnsan kendisini Allah’ın yaratıcılığından çıkartıp, eşyanın yaratıcılığına ,eşyanın baskısına teslim ettiği günden beri, anlamsızlık dairesinde kendisine meşru zeminler oluşturup duruyor.Geçmişimiz hep benimsenen değerler üzerinden bize itibar kazandırmışken, bugün ise anlamsızlıklar üzerinden itibar kazanmaya çalışıyoruz.Anlamsızlığı; bir alınyazısıymış gibi basit bir savunmayla,benliğe dönüştürmeye çalışıyoruz.Oysa insanda yaralı bir benlik oluşturduğunu, bir gün bir yerlerden vicdanımızı yırtacağı, ihanet ettiğimiz ve mezarını kazdığımız her değerin,bir gün mezarcısını da içine çekeceğini bilerek kabul ettik.Oysa anlamlaştırılmaya çalışılan anlamsızlık;İnsanda sürekli kazanma hastalığından dolayı kine, kibre ve hasede dönüştü.Anlamsızlık insanda, nefsinin emrettiği dünyada neye sahip olmak istiyorsa onun peşinden koşturan, insanı kendi içinde değersizleştirerek, başkalarının gücüyle kendine güç devşirtmesidir.Yalanla yaşayarak, yalanın yayılmasını kurtuluş saymasıdır. Bu durumu da vicdanım çok rahat diye tanımlayarak, sonrasında da kolaylık la içsel savunmaya geçmesidir.

           Yüce Allah şöyle buyuruyor( Ve andolsun ki,biz insanı yarattık ve nefsinin ona vesveseler vereceğini biliriz.Biz size şahdamarınızdan daha yakınız) o zaman insan neyin hesabını yapmakta.(Kaf Suresi 16) Anlamsızlık öznel bir durumdayken ,yaşanan kişilik travmaları sonucu, nesnel duruma gelmiştir. Talepler çılgınlığının verdiği mutluluk anlamsızlığı iyice anlamlandırarak meşru hale getirdi. Yani yaşam neyi gerektiriyorsa öyle yaşanmalı mantığıyla.Anlamsızlığın bu gün bireylerde bu kadar ayyuka çıkmasının nedenlerinden biride ,var olma kaygısı yani hayatta kalma sanatıdır.Ruhun derinliklerine aşıladığı kayıtsızlıkla ,düşmanı olduğu argümanları kendi hesabına kullanmasıdır.Zihnimize vurduğumuz bu anlamsızlık zincirleri, bir süre sonra insanda kendini özgür bir varlıkmış havasına sokmaktadır.Sadece dünya saltanatı, sonrası ölümün bir anlamının kalmaması.Mazlumun kalp kırıklığını hiçe sayan,zalimin kalbinin ne kadar da insancıl attığına,zannın,yanılgının ne kadarda kayda değer olduğuna, hoşgörünün,anlayışın,saygı ve sevginin sadece edebiyatının yapıldığına.Ömrü belli olan bir hayat için,sonsuz istekler ve gerekçeler uydurularak,anlamsız anlamlaşma hastalığına girmiştir insan.Gayrı meşru isteklerden sonra iyinin düşman, kötünün dost sanılmasıdır.Bu aldatıcı kazanım insanın cüz-i irade tatmininin ispatından başka bir şey değildir.Anlamsızlığın anlamlaşması aynı zamanda bir renksizlik hastalığıdır da.Birde bu durumunu meşrulaştırarak,iyiliğin birleştiriciliğini sınırlandırması, kötülüğün ayrılıklığı’nın sınırsızlaştırılmasıdır.Bu aynı zamanda öz yıkıcılıktır.Allah’ın insana yüklediği eşrefi mahlukat yapılanmasına şerh koyarak,anlamsız ama cazip;esfele safilin koşusuna tabi tutulmaktır.Kelimelerin dilini tahrip ederek,insanın varoluş gerçeğine uygun olmayan bir yaşamın yorumlanmaya kalkınmasıdır. Kendilerinin daha erdemli, daha doğru,daha güvenilir bir ahlak yaşamlarının olduğunu dile getirirler.Mutlak olanı,değişmez olanı hiçe sayarlar.Kendilerine özgü subjektif bir düzen yaratma arzusunu güderler.Acizliği,tevekkül gösterir.Sabrın adını beklemek koyarlar.Her şeyi her hareketi bilen bir Allah’a inanıp sonrada kendi kulluklarında kendi ilahlarına taparlar.Anlamsızlık yok olma korkusudur.Bu yüzden hemen ölmeyi düşünmezler,hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamanın peşindedirler.Gayr-ı meşru ahlakı üstün insan meziyeti sayarlar.Hep kuşkuların vesvesesi ile yaşarlar. Kendilerini emsalsiz, vazgeçilmez kader bekçileri gibi görürler. Suyun yüzeyinde gezen saman çöpü gibi hem rüzgarın etkisiyle, hem de en hafif dalgalanmalarla sürekli yer değiştirirler. Var olan neyse kendine uyacak şekilde anlamlandırmaya çalışırlar.Bu tanım anlamsız hayal kırıklıklarının,sitemlerin,beklentilerin çerçevelerinin kırıldığı,örtülü özürler topluluğudur.Anlamlılık; anlamsızlığın karşısında bitmez suçluluk duygularının,hataların,itirafların,önyargıların,itilmişliğin,incinmişliğin kusurlu ayrılmaz parçası olmuştur. Hiçbir şey anlamsızlığın anlamlaşması kadar insanı boşa düşürmemiştir. korkutmamıştır, tuhaf gelmemiştir, ürkütmemiştir,bilinci hiçe saymamıştır.İnsan onurunu linç etmemiştir.Daha doğrusu dünyaya geldiğine pişman etmemiştir.  

          Kendinizi anlamalı kılmak Allahın hitabına muhatap olmakla olur. İnsan kendisi olduğu an anlamlıdır. İnsan sahip olduklarıyla değil olduklarıyla anlamlıdır.İnsan anlamlılığını iman ,ahlak ve adaletle destekleyerek insan olma mertebesine taşır.Anlam ise insanda ancak anlamakla idrak edilir. Neyi nasıl tanımlıyorsanız kendinizde öylesinizdir.