“Hür olmayan muallim muallim değildir. Muallimi bu karakteriyle tanımayıp onun millet ruhunun yapıcısı olduğuna inanmayan bir zihniyet ,muallimi basit bir memur kadrosu haline koyar ve her tarafından çiçeklenecek kültür ağacını kökünden baltalar. Öğretmen bu memleketin muhtaç olduğu nesli oluşturmak için hakiki zihni dönüşüm yapacak kişidir. Öğretmenin, ilim ve idealist olabilmesi için her şeyden önce gönlü, fikri ve istiklali olmalı”.(N.Topçu) “Öğretmen eğer özgürse öğretmen olabilir. Özgürlüğü kısıtlanmış bir öğretmenin özgün bir şey ortaya koyabilmesi zordur”.(D. Cüceloğlu) Öğretmen çerçevesi felsefe olan ,bir eğitim anlayışı ile yeniden eğitime birincil dereceden öncü yapılabilir. Bugün kolay kazanılan bir statü gibi görülen öğretmenlik, aslında zor kazanılan bir statüdür. Bu statünün zorluğu, kazandıktan sonra alacağımı aldım demek değildir. Tam tersi kazandığı bu statüye sürekli yeni donanımlar ve bilgiler yükleyerek kendisini diri ve gelişmiş tutmasıdır. Öğretmen olmak lider olmaktır. Çünkü sınıfında kendisine kayıtsız şartsız inanan bir grup vardır. Ne derse onu masumane ve itirazsız bir şekilde yapacak bir grup. Bu liderlikten dolayı öğretmen sürekli öğrenen, öğreten ve uygulayan olmalıdır. Öğretmen öğrencilerle olan iletişiminde sürekli dinleten değil de, karşısındaki öğrenciyi küçük bir çocuktan ziyade bir büyük gibi dinleyendir. Ona senin farkındayım, sana değer veriyorum diyendir. Öğrencilerde bir davranışın doğruluğu, öğretmenin kendisini merkeze almasıyla değil de etkileşim kuracağı öğrencilerle belirlenir. “Öğretmen olan bir kimse bir bilim insanı gibi kendi alanında etkin gözlemler yapabilmeli, okulunu meslektaşları ile bilimsel tartışmalar ve sorgulamalar yürüttükleri bir yer, yani bir bilim çevresi olarak görebilir. Ancak bu nitelikte bir çevrenin inşasında en büyük sorumluluk öğretmendedir”.(İrfan Erdoğan) Öğretmen imkanlar çerçevesinde okulu bir akademiye çevirebilmeli. Sahip olduğu değerlerle de bir ulusun geleceğini ve kaderini belirleyebilmelidir.

 

         Öğretmenlikte ne sen bilinci ne ben bilinci olmalı, çünkü sen ve ben bilinci kısır bir bilinçtir. Olması gereken bilinç biz bilinci, yani üretken olan bilinçtir. Sınıfında biz bilincini aşılayan öğretmen toplumda birlikte yaşamanın da temelini atmış olur. Öğretmen öğrencilerle resmi ve sadece yüzlerine bakarak iletişim ve etkileşim kurmamalı, öğrencilerle sıcak ve candan bir etkileşim kurmalıdır. Öğrencilerine bir birleri ile rekabet halinde üstünlük göstererek değil de birlikte çalışarak başarma duygusu vermelidir. Bugün maalesef tam tersi uygulamalarla öğrenciler arasındaki rekabet, birbirlerine karşı düşmanlık yapma yarışına girmiş bulunmakta. Öğrenciler arasında sürekli akademik öğretim açısından bir üstünlük yarışı olmamalı, duygusal zekaya bağlı müzik, spor, edebiyat ve resim gibi yeteneklerle öne çıkmaları teşvik edilmelidir. Öğretmen ,öğrencisiyle etkileşim kurarken onun sınavlarda elde edeceği başarı ile değil de yıllar sonra yaşayacağı ve topluma sunacağı hayatı göz önünde bulundurarak etkileşim kurmalıdır.Öğretmen öğrencilerinden, sınıfından sürekli şikayet yerine şükredecek bir şeyler bulmalıdır. Yani iyi bir öğretmen olmak için öğrencilerini eleştirmemeli ve kınamamalı, sorumluluk ve dürüstlükle çalışmalıdır. Öğrencilerin istek ve ihtiyaçlarını anlayan, dinlemeye ve duymaya zaman ayıran, yeni ve heyecan verici aktiviteler geliştiren, her öğrenciyi öğrenme sürecine dahil eden, küçük başarıları fark ederek çocuğu motive eden, öğrencilerin doğru yaptığı şeyleri söyleyen, her öğrencinin önemli olduğunu kabul eden, öğrencilerinin seviyelerine inen, en değerli öğrenmenin öğrenmeyi öğrenmek olduğunu bilen ve bunu geliştirmeye çalışandır. Öğrenciler de bir süre sonra kendilerini sevenlere değil kendilerine saygı duyanlara saygı duyarlar.

 

         Sonuç olarak ülkemizdeki öğretmenlerin kendilerini de geliştirmeye ihtiyaçları var. Ancak bu gelişmeye sadece bilgiyi öğretmeyle değil , aynı zamanda eleştirel düşünmeyi öğretecek,öğrencinin kendisine yetmesini sağlayacak öğretmenlere de ihtiyaç vardır.Çünkü öğretmeni sadece mesleki gelişim yönüyle ele almak öğretmenin sosyal yaşamdan soyutlanmasını sağlar.Toplum olarak bütün olumsuzlukların tek sebebi öğretmenlermiş gibi bakılması ,diğer yandan ise dünyayı kurtaracak bir gözle bakılması öğretmenlerde olumsuz etkilenme meydana getirmektedir. .Bu paradoksal yapıdan öğretmenleri çıkarmak için öğretmene, gerçekten tanımına uygun bir değer, atfedilmeli. Eğitimin tek suçlusu öğretmenlermiş algısından çıkılmalı, öğretmene sınıfı , okulu, sokağı, mahallesi ile ilgili aidiyet hissi verilmeli.Kendisini geliştirecek entelektüel ortamlar hazırlanmalı.Tüm bunlar merkezden beklenmemeli birçoğunun yerelden sağlanması gerekir. Her şeye rağmen en büyük saygının öğretmenlere olması dileğiyle…..