Eskiden avlusu olan ve hemen sokağa açılan evler mahremiyet merkezliydi. Mahremiyette ise temel etken kadındı. Haremlik ve selamlıklar ise kadınlara göre yapılmaktaydı. Kurallar evden başlardı.  Sokağa ve mahalleye de buradan yansırdı. İlişkiler mahremiyete saygılı ve koruma amaçlıydı. Evin ,sokağın ve mahallenin bir arada yaşama kuralları vardı.Sokaktan evin erkeği başka bir yere gideceği zaman hanımını ,çocuklarını sokağın diğer sahiplerine emanet ederdi. Hatta evlerin kapılarındaki tokmaklar bile kadın ve erkek misafirlere göre ayarlanmıştı.

      Hızla değişen ve göğü delecekçesine yükselen binalarımız. İçerisindeki koğuşa benzer, dar ve bir misafir gelmek  istediğinde, bozulmasından korktuğumuz evlerimiz. Sitenin içerisine bile bahçe kapısındaki güvenliğin sizi arama ve taramadan geçirerek aldığı yarı resmi değil,tam resmi daire kılıklı evlerimiz. Aman alt ve üst komşularımız rahatsız olmasın diye çocukların oyunlarına müdahale ettiğimiz ,modern hapishaneden farksız evlerimiz.Sabah çoluk çocuk hep beraber boşalttığımız, akşam hiç kimsenin birbiriyle konuşacak takati kalmamış halde, yorgun ev ahalisinin buluştuğu evlerimiz.

      Geleneğimizde mahremiyeti nasıl muhafaza edebilirim, evin mahremiyetini nasıl korurum diye bahçeli, bir o kadarda dışarıdan görülmeyecek şekilde bahçe duvarını yüksek tutan müstakil evler vardı. Bugün ise elbisesi ve derisi soyulmuş, kısa süreli barınma ve ayak üstü dinlenme mekanlarına çevirdiğimiz evlerimiz. Günümüzün bireyci ve seküler yaşamı ,mahremiyeti kısmen de olsa koruyan perdeyi de kaldırmak üzere. Yerine tamamen cam duvarlarla kaplı, içeriden dışarıyı gözlemekte ama kendisini ise dışarıdan gözetlemeye karşı korumaya almaktadır. Balkonların, pencerelerin birbirine  baktığı evler ve benim mekanım diye istediği gibi giyinerek balkonuna ve penceresine çıkan ,diğer binadakilerin rahatsızlığını umursamayan erkekler ve kadınlar. Aynı binaya bir kapıdan giren yüzlerce insan ve birbirinin o binada oturduğundan dahi haberi olmayan yine yüzlerce insan. Bu yüzden diyoruz ki evler ve sokakların birbirleriyle ilişki içerisinde olmasının gerekliliği, bir insanın ölümü yada düğünü gibi durumlarda herkesin haberdar olması içindi. Ama günümüzde aynı binada ölen yada düğünü olan bir kimseden hiç kimsenin haberinin olmaması.

       Önceden okullarda çocuklara hadi resim çizin denildiğinde, çocukların en kolay çizdikleri resimler müstakil,  bahçesi olan, çatısı ve bacası tüten bir ev olurdu. Bugün çocuklarımız bu tür çizimi olan evlere çok yabancı. Binalar yüksek olunca çocuklar ev resmi çizmeye de yanaşmıyor. Bizde maalesef evlerin ömürleri bir insan ömrüne bile denk gelmiyor. Hiçbirimiz ne babamızdan nede dedemizden kalan bir evi, tadilat etmiş değiliz.Ya satmışız yada yıkıp yerine bir önceki ile alakası olmayan ucube yapılar yapmışız.

      Bir mahallenin hüvüyeti o mahallenin bir parçası olan evlerle olur. Yine evler o mahallenin karakterini yansıtır. Rahat ,sağlam ve sıhhi bir evi olmayan adamın,kabuğu çıkarılmış bir kaplumbağa gibi ölümü beklemekten başka yapacak bir şeyi yoktur.(Nihayet D) Tarih hep yüksek binalar yapan ve yapmaya çalışan kavimlerin, bir azapla yıkılmasına tanık olmuştur.Çünkü yüksek yapılar kavimleri ve insanları müstağni,kibirli kılmıştır.Allah’ın varlığına karşı gelmişlerdir.

     Üniversitede öğrenciyken çizimlerini tarihe, kültüre ters gelmeyecek şekilde yapan ,mezun olduktan sonra ise doğru dürüst bir okul okumamış, sonradan inşaat işine girmiş bir zengin  inşaatçının yanında iş bulan mimarlarımızın, nasılda daha fazla kat daha dar ve yüksek binaların çizimini yaparak, mahremiyetin gizliliğini ince duvarlarla  yan komşuya,üst ve alt komşuya sattığını görüyoruz.

    Yeni yapılara baktığımızda hepsi birbirinin benzeri. Mimarlar kendilerini yenilemeyince mimaride taklitten öte gitmiyor. Halbuki bu gün hızla kentsel dönüşümün yaşandığı ülkemizde o mahallede oturan sakinlerin yani ihtiyarların, kadınların, gençlerin hatta çocukların görüşleri alınarak nasıl bir yapılaşma olacağı ve o mahallenin kültürüne uygun mimari tarzı uygulamasına gidilebilir.Ama bugün kentsel dönüşümün ihalesini alan ne o müteahhitin nede mimarın ,şehre ait bir hatırası yoktur.Şehri ne kadar çok tahrip edip ne kadar çok katlı binalar yaparak satma derdindeler.Belediyelerden beklediğimiz çarpık ve ucube yapılara izin vermemeleri.