Okulların tamamen akademik takvaya yöneldiği, öğrencilerin yarış atına dönüştürüldüğü günümüzde, okullarda akran zorbalığı, çeteleşme o kadar ilerledi ki bu durum okulların uslu çocukları olan kız öğrencilerine kadar inmiş durumda. Yaşı büyük öğrencilerin küçük öğrencileri korumaları gerekirken korkutarak sindirmeleri , öğrencilerin teknolojiyle olan dostluğu ve insanlarla olan düşmanlığı pekiştirmektedir.
Sonucunda gün geçtikçe duygu dilinin yok olması, duygusal eğitimi de bitirmiş olmaktadır. Alınan eğitimin insanlığa hizmetten ziyade para kazanmaya dönüşmesi oldukça düşündürücü. Burada suç sadece çocuklarda mı? Değil tabi ki…Suçun büyüğü biz büyüklerde, öğretmenlerde, anne ve babalarda. İşte bu yüzden eğitim sistemimiz tekrar eğitimin ana felsefesine dönmeli. İnsanı yaşatmadan insanlığın inşa edilemeyeceği dolayısıyla öğretimde de başarılı olunamayacağı mantalitesini kavramadan başarıyı elde edemeyiz.
Bu yüzden yeniden okullarda “Duygu Okulları” oluşturmalıyız. Öğretmen, bir çocuğun kalbinde olup bitenleri anlamak ve cevaplamak zorundadır. Öğretmen için önemli sonuçlar, yalnızca yapılan işler değil aynı zamanda bunlara bağlı olarak duyulan heyecan ve farkına varılan duygulardır. Unutulmamalıdır ki, bir öğrencinin kişiliğini eğitmede bir öğretmenin başarı sağlamasına imkân veren tek şey duyarlılıktır.
Bir çocuğun kederi karşısında duyarlı olmak ve çocuk kalbinde olup bitenleri anlama ve hissetme yeteneği, öğretme becerisinin temeli sayılır. Eğitimci olarak yetişen bir kişinin her zaman geniş dünyası vardır. Sevinci, düş kırıklığı, kaygısı ve öfkesi çok derindir. Çocuklar, öğretmenlerinin duygularının gerçek ve içten olduğunu sezdikleri anda onda gerçek şefkati bulurlar. Cezalandırma ya da ana babalara şikâyet etme gibi katı yöntemlerden kesinlikle kaçınılmalı.
Bunun yerine, öğrencinin öğretmenlerini dinleme yeteneğinin geliştirilmesi yolunda çaba harcanmalıdır. Çocuklar zihinsel ve fiziksel çalışmada ne kadar sistemli ve pratik olması ne kadar gerekliyse, güzelliği anlamak ve takdir etmek üzere eğitilmeleri de o kadar gereklidir. Aynı şey ahlâki rehberlik için de geçerlidir.
Çocukların vicdan, merhamet ve diğerkamlık eksenli bir ihtimam ahlakıyla büyütülmesi; onların hem kendilerini hem de başka insanları çok daha iyi anlayabilmelerini sağlayacaktır.(Kemal Sayar) Eğer bir çocuk, herhangi bir işi başarır, birisine yardım eder ya da karşılık beklemeksizin annesi hasta olan bir arkadaşının yardımına koşarsa, binlerce öğretmen bu hareketi övecektir. Eğitilmeye çalışılan insanda ahlâki bütünlük, zengin bir kültürel geçmiş ve fiziksel mükemmellik bir arada bulunmalıdır.
Çocuğun zihinsel ve duygusal dünyasının bir sınıf (dershane) faaliyetinden daha fazla bir şey olmadığı sanılmamalıdır. Bir çocuğun zihinsel ve duygusal kapasitesinin tümüyle derslere harcandığını düşünmek, yaşamı onun için dayanılmaz hale getirmek olur. Öğretmen ve öğrencinin akıl ve duyguları arasındaki onlarca ve yüzlerce bağ, insan kalbine giden küçük yollardır. Eğer bir okulda sürekli savunma durumunda olan, eleştiriye karşı aşırı duyarlı, kuşkulu ve hatta bazen kötü niyetli çocuklar bulunuyorsa bu, yalnızca öğretmenlerin onları doğru dürüst tanıyamamaları, ona doğru yaklaşımı bulamamaları ve iç dünyalarına girememeleri yüzündendir.
Öğrencileri bir başkasının ıstırabını, sıkıntısını kısmen de olsa anlayabileceği inancını yerleştirmek gerek. Öğretmen ve öğrenci arasında arkadaşlık bağları ve paylaşılan meraklar olmaz ise eğitim boşuna sürdürülen bir uğraştır. Çocukları sevmeyi öğrenmek, hiçbir eğitim kuruluşunda ve kitaplar yardımıyla elde edilebilecek bir şey değildir. Öğretmen bunu öğretmenlik sanatı ile öğrenir.
Öğretmenler, öğrencilerine yalnızca masada oturarak soru –cevap şeklinde iletişim kurmamalı, soru soran çocuğun yanına gitmeli ve gözlerinin içine gülerek bakmalı ki cevabını doğru alsın. Öğrenciler öğretimle yeterli bir bilgi düzeyine ulaşıyorlar fakat toplumsal tavırlar istenenden çok uzak. Her iki durumda da geniş anlamıyla eğitimi ya da yetiştirmeyi öğretimden aynı şeyler sayan tek yanlı bir görüşle karşı karşıyayız.
Çocukların okul eğitimi ne kadar ilgi çekici ve amaca yönelik olursa olsun, okul bitirme sınavlarına hazırlık olarak kalmamalı. Çocukların doğru ve yanlış, namusluluk ve namussuzluk, insan onuru konularında kendilerine göre sonsuz birer fikir hazineleri vardır. Güzellik konusunda kendi ölçüleri, hatta kendi zaman duyguları vardır; Her çocuğun kalbinin gizli bir köşesinde kendine özgü ses veren bir teli vardır ve ben çocuğun kalbinin sözlerime tepki göstermesini istiyorsam; benim kalbimin de bu telle aynı sesi vermesi gerekir.
Gerçek bir eğitimci öğrencilerine, "iyi olmaları" için çok az öğüt verir. Öğrencileri, onun engin içtenliği, açık ve doğru sözlülüğünden kalbinin şefkatini hissederler. Öğretmeni ve diğer öğrenciler tarafından anlaşılıp takdir edildiğini hisseden ve anlayan bir çocuk ise daha da iyiye gitmek için tüm gücünü harcayacaktır.
Öğrencinin değerli bir insan olabilmesi için her şeyden önce kendi kendisine saygı duyması gerekir; çünkü bu saygı, kendisindeki saf ve güzel olan değerlere karşı hayranlık olmaksızın, dürüstlük ve insanı aşağılayıcı şeylere karşı hoşgörüsüzlük gelişemez. Bireyin kendine saygısı yoksa, kişi ahlâki temizlikten ve aydın niteliklerden yoksundur.
Kendine saygı, gurur, şeref ve haysiyet duygusu, duygusal duyarlılık için birer lokomotif gibidirler. Bu modern dünyaya unutulan insanlığı yeniden getirmek ve yerleştirmek adına kendisine daha fazla merhamet ve ötekine daha fazla empati gösteren duygu okulları oluşturulmalı ve bu okullarda öğrenciler yetiştirmeli.