“Yeryüzünün cenneti iken köleleştik, ne fidye ile geri alınabilecek esirler, ne de şehadet getirebilen Müslümanlarız artık. Elimizdeki tüm kitapları yaktılar ve onları çöplüğe attılar”(Gırnata Müslümanlarının Osmanlıya yazdıkları mektup) Müslümanların tarihine baktığımızda gerek Müslüman ahalinin gerekse gayri Müslim ve diğer milletlerin adalet, hoşgörü, kültür ve medeniyet açısından en rahat ve huzurlu zamanları geçirdiklerini görüyoruz.  Bunun en güzel örneklerinden birisi de bize ait olmayan bir coğrafya da, din ve yaşam açısından farklı olan birçok Hristiyan krallığın hüküm sürdüğü Avrupa kıtasında sonradan oluşan Endülüs devleti.  Endülüs Bağdat, Basra ve Şam gibi o günün kültür ve medeniyet bölgelerinin şehirlerinden sonra, Müslümanların siyaseten, medeniyet ve kültür açısından zirve yaptıkları bir dönemdir. Bu şehirlere ek olarak Kurtub’a ve Gırnata gibi şehirler o günün vahşi ve yobaz Avrupa’sın da entelektüel kültürün ve medeniyetin zirve şehirleriydi.  Bugün’ün modern Avrupa’sının oluşmasın da Endülüs ve bu şehirler önemli rol almıştır.

Endülüs birçok ilim sahibi ve erbabının kendini yetiştirdiği ve kendilerini buldukları yer olmuştur. Bu ilim erbabından birkaç tanesi; İbn-i Tufeyl,  İbn-i Rüşd, ibn-i Hazm,İbn-i Hayyan , İbn-i Haddad, İbn-i Meserre, İbnü’lHatib,  İbn-i Arabi ve daha bir çok ilim sahibi kişilerin yetişerek hem o gün için hem de  günümüze sundukları , katkılar ve eserleri  günümüz baş ucu kitapları olarak yerlerini korumaktadır.

O tarihlerde yönetim, medeniyet, kültür ve sanat açısından zirvede olan Endülüs’te, birçok gayri müslim ilim insanı İslamlaşmadan Araplaşmış,  Endülüs’teki ilmi zirveden faydalanmak için, öncelikle Arapça öğrenerek araştırmalar yapmış şiir ve kitap yazmışlardır. Endülüs Emevileri dili çok etkin kullanmışlardır. İbn-i Haldun ”Endülüslü ler’in eğitimin daha ilk merhalesinde, okuma yazma ve dil eğitimine ağırlık verdiklerini” söyler. Hatta çocuklarına Kur’an öğretmeden önce Arapçayı öğretmişlerdir. İbn-i Arabî Kur’anın doğru anlaşılması için öncelikle iyi bir Arapça dilinin olması gerektiğini söylemiştir. Hristiyan ve Yahudiler de öncelikle Arapçayı öğrenmişler çocuklarına Arap isimler vermişlerdir.

Endülüs’te saygınlık ne para ne de makamla ilgiliydi. Saygınlık tamamen ilimle ve ders alınan hocaların kalitesi ile alakalıydı. İlim seçkinlere prestij sağlamaktaydı. Eğitim her şeyden önce öğrenci ile hoca arasında saygı, bağlılık ve sadakat bağlarının kurulduğu bir sosyalleşme vasıtasıydı. Günümüz ilim adamları ahlaki kişiliklerini İslami değerlerle özdeşleştirirlerse,  saygın bir misyonu üstlenmiş olurlar.

Okuma, yazma ve kültürlü olma oranı açısından orta çağda Müslümanlar, en yüksek kesimi teşkil etmekteydiler. R.Dozy şöyle der; “Halife II. Hakem döneminde mektepler, hem sayıca çok hem de verilen eğitimin kalitesi açısından oldukça iyiydiler. Endülüs’te aşağı yukarı herkes okuma yazma biliyordu. Hristiyan Avrupa da ise sadece din adamları okuma yazma biliyordu”. Endülüs’ün idare olarak gücün zirvesine gelmesi edebiyat ve kültür açısından da tarihte görülmemiş bir zirve olmuştur. Bir devlet yücelecekse ancak böyle yücelirdi.

Kaynak: Mehmet ÖZDEMİR (Endülüs)