İlim ve düşünce de Endülüs o dönemde zirve yapmıştı. Kıraat, Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam v.s. Tasavvuf İbn-i Arabiy’le zirve yapmıştı. İbn-i Hazm tarih ilmiyle ilgili “ferdin eğitiminde tarihin gerekliliğine işaret ederek hiçbir milletin bu ilimden müstağni kalmadığını söylemiştir.”Felsefe ve mantık’ta İbn-i Messer’e  Kur’an’la felsefenin birbiriyle uyumlu olduğunu söylemiştir. Yeni düşünce akımları oluşmaya başlamıştır. Bunlardan  İhvan-ı  Safa  risaleleri ile Endülüs’te Yeni Eflatunculuk  yayılmaya başlamıştır. İbn-i Tufeyl insanın varlıkların gerçek bilgisine ruh ve nefis temizliğiyle, hakikate ise  tabiatı seyretmekle ulaşabileceğini  söylemiş , akıl ve vahyin ise her zaman aynı gaye içinde olduğunu dile getirmiştir. Yine  felsefe İbn-i Rüşd ile zirve yapmıştır. Aydınlanma cı  Avrupa; Yunan felsefesini, Aristo’yu ilk defa duyma imkanını  İslam felsefecilerinden özelliklede İbn-i Rüşd’ den öğrenmişlerdir. Müslüman filozoflar ın  o günün skolastik anlayışına” kilise baskısına” karşın din ile aklı uzlaştırma yönündeki fikirleri büyük yankı uyandırmıştır. İbn-i Rüşd “Averroisme” 16. Yüzyılın sonuna kadar Avrupa’da etkili bir düşünce olarak kaldı. Astroloji , astronomi, Matematik, tıp,  Eczacılık,Botanik ve ziraat Müslümanların  yükseliş zirvesidir.  Bu yeni bilimsel çalışmaları fırsat bilen  Avrupa ,  Müslümanların nasıl böyle bir yüksek ilim ve medeniyeti  gerçekleştirdikleri üzerine kafa yormaya başladılar. İşe de  ilk olarak İslam eserlerini  Arapçadan tercüme ederek başladılar. Yani bizim bıraktığımız yerden onlar başladılar ve bu güne geldiler.Bugün  Avrupa  farklı inançtan ve kültürden olanların bir arada nasıl yaşadığını yaşatılabileceğini de Endülüslü Müslümanlardan öğrenmişlerdir. Endülüs’ün Bilge halifesi  yada Farabi’nin “ hükümdar” dediği II.Hakem Kurtuba Saray kütüphanesinde o günün şartlarında  400000 ciltlik ender kütüphanelerden birini kurmuştur. Toplanan el yazması kitapların sayısı 400 000 cildi aşmıştı. Yine İbn-i Abbas  Meriye’de  400 000 ciltlik bir kütüphane kurmuştur. Bu yüzden Endülüs medeniyeti için” kitap medeniyeti “demek herhalde en iyi tabir olsa gerek. Endülüs halkının iki bariz özelliği kitap sevgisi ve güzel yazı yazmadır. Henri Peres“İlimle iştigal eden bir Endülüslü için kitap mücevherden daha çok korumaya layık bir nesne idi”.Ebu İsa Lebbun’un nazarında” kitaplar, uğrunda  dünyadan el etek çekilecek ve bütün ömrü kendisiyle birlikte geçirecek önemli ve değerli bir dosttur”der.   Endülüs’te kitabı sevmek veya ona değer vermek, sırf alimlere has  bir keyfiyet değildi. Genelde toplumun tüm kesimlerinde  kitabın büyük bir yeri ve önemi vardı. Hatta eşraftan bazı kimselerin ,kendilerine “kaba ve kültürsüz” denilmesin diye  kullanmasalar bile evlerinin bir köşesinde  bir kitaplık kurmaları  adet haline gelmişti.”Endülüs’ün en parlak   dönemi II.Hakem’le birlikte ilimde ,kültürde ve medeniyet alanında olmuştur.Bir kitap hazinesi olan Endülüs’te; maalesef bu kitaplar iç karışıklıklarda, Hıristiyanların işgalinde ,papazların hışmına uğrayarak  acımasızca yakıldı. Bir kısmı ise Kuzey Afrika’ya götürüldü.

Şairin dediği gibi “bir şey kemale erdiğinde eksilmeye başlar.” İslam tarihine baktığımızda çok nadir birkaç devletin dışında ,dış saldırılarla yıkılan bir Müslüman devlete rastlayamazsınız. Tam tersi  bugün’e kadar kurulup yıkılan  İslam devletleri , genelde içerden isyanlarla ve fitnelerle yıkılmıştır. Müslümanlar bir çok alanda başardıkları şeyleri , birlik ve beraberlik konusunda bir türlü başaramadılar. Bugün hala bunun sancısını çekiyoruz. Ümmet bilinci millet ve din bilinci ilk oluşumlarda mükemmel  iken, daha sonradan bir şekilde  zulme dönüştürülüyor.   Peki  ne oldu da Endülüs dağıldı, çöktü ve yıkıldı. Kültür ve medeniyette yaklaşık 250 yıl zirve bir ilim ve medeniyet devleti olarak yaşayan Endülüs   kabile, asabiyet ve feodal anlayıştan bir türlü kurtulamamış ve 20 yıl gibi kısa bir sürede  çökmüştür. Endülüs  birkaç milletten  Araplar(Suriyeli ve Yemenliler),berberiler, yerliler  ve  farklı kabilelerden oluşan  bir devletti. Öyle bir hale gelindi ki Endülüs’te neredeyse onlarca devletçik oluştu. Her biri bir kaleyi devletçik haline getirerek devletin yıkılmasını hızlandırmış oldular. Hatta ilk zamanlar da   Hıristiyanlığın erimesine dayanamayan Hıristiyan rahiplerin kurduğu “Hıristiyan fedaileri hareketinin” verdiği zarar, Endülüs’teki valilerin isyanları ile verdikleri zararın yanında çok küçük kalırdı. Bu çok başlı yönetimi fırsata çeviren Hıristiyan krallıklar, kendilerini iyice güçlendirerek,  Endülüs’teki çok başlı yönetimi sürekli birbirine karşı kışkırtmış ve birbirlerine  kırdırmışlardır. 

Endülüs Emevi  devleti   Hıristiyanlara karşı kazandıkları zaferi ,kendi  içinde sağlayamamıştır. Endülüs’te birlikteliğin sağlanamamasının nedeni homojen bir yapıdan ziyade,  heterojen bir millet yapısına sahip olunmasından kaynaklıydı. Başlangıçta  kültürel olarak yoksun olan Berberiler,Yemenliler   kısmen Suriyeliler ve daha birçok düşük profilli halkın, kendilerini birden bire bu coğrafyanın sahibi  görmelerindendir. Ayrıca bu kabilesel  milletlerin kendilerini seçilmiş görmeleri, kendi içlerinde ki kabilesel devlet anlayışından kutulamamaları bu anlayışla devlet yönetmeye kalkmaları, etraftaki  Hıristiyan krallıkları iştahlandırmıştır. Bu krallıklar Endülüs devletine vergi verirken, Endülüs’te ki emirlerin birbirleriyle olan çekişmelerini fırsat bilerek, emirlikleri haraca bağlamışlardır. Yani Müslüman emirlikleri bugün de olduğu gibi, diğer bir Müslüman devlete karşı Hıristiyan güçleri yanına alarak, yok etmeye çalışmışlardır. Endülüs’te ki yıkımın başında her ne kadar iç çekişmeler görülse de diğer önemli bir etkende, zevk ve sefanın da aşırı boyutta yaşanmasıdır.    

         Sonuç olarak Endülüs tarihi göz kamaştırıcı bir yükselişle ıstıraplarla dolu bir yıkılışın ,gıpta ettiren erdemlerle hayıflandıran yozlaştırmaların ,medeniyet inşa eden yenilikçi bir zihniyetle kültürü kısırlaştıran tutucu tavrın,farklı dinler arasında müsamahaya dayalı karşılıklı ilişkilerle birbirini tasfiyeye yönelik çatışmaların iç içe olduğu zengin,etkileyici ve düşündürücü derin bir hafızaya sahiptir.(Mehmet Özdemir Endülüs) Bir yönetim ilim adamlarıyla ne kadar işbirliği içerisindeyse, bir o  kadar ilim adamlarına değer verirse o yönetim en güçlü yönetim olur. Ne kadarda ilim ve bilim erbabından uzaklaşırsa o kadar zayıf olur, çöker ve bir daha kendisini toparlayamaz. Endülüs bunu yaşadı. Bu topraklarda bilim, kültür ve sanatta ileri de olduğumuz zamanlarda, hiçbir güç bize karşı zafer elde edememiş ve hiçbir toprak kaybımız olmamıştır. Ne zaman ki bilimden ve  kitaplar dan uzaklaştık ve bu hasletleri batıya teslim ettik işte o günden beri kaybediyoruz.  Şunları yeniden yaşamamamız  için Gırnata Müslümanları, Kurtuba medeniyeti kadar acı yaşamak istemiyorsak, kadınlarımıza ,kızlarımıza saldırılar yapılmasını istemiyorsak, geçmişe ağlamadan ziyade geleceğimize ağlamak istemiyorsak yani yeni Endülüsler ,yeni Bosnalar,yeni  Iraklar,Suriyeler ,Filistinler ,Kudüsler yaşamak istemiyorsak  bize düşen nedir o zaman?  Bu derin hafızayı yeniden gün yüzüne çıkarmamız. Eğer batıya ve dünyaya  büyüklüğümüzü   erdemi ,adaleti, insanca yaşamayı ve dünyanın beşten büyük olduğunu  göstermek istiyorsak bu derin hafızaya yönelmeliyiz. Bizim farkında olmadığımız ama  bu geçmiş ve derin hafızanın farkında olan bir batı var. Onların korkusu her daim canlı biz ise onların bizimle ilgili olan bilinçaltlarındaki korkunun ve büyüklüğümüzün farkında olmayışımız.Bizim yeniden aklımızı başımıza alarak Allah’ın kelamını  ve insanlığın selametini kemale erdirmek için çalışmalıyız.

Kaynak:Mehmet ÖZDEMİR(ENDÜLÜS)