Figüranlık, bağımsızlığını ve özgürlüğünü yitirmiş zihin ve ruh dünyaları sömürülmüş kendi özüne yabancılaşmaya yüz tutmuş ve kendisini başkalarının medeniyetlerini taşımaya adamış kitle özelliğidir . Figüranlık yeri geldiğinde kraldan çok kralcı kesilmek ve yeri geldiğinde yine kral için susmaktır. Yani ihtiyaç olduğu zaman toplanıp ihtiyaç olmadığı zaman dağılan, ne adına toplandığını ve ne adına dağıldığını sorgulamayacak kadar buyruğa girmiş insan kitlesidir. Tarih boyunca çaresiz seslilik gibi görünmüşlerdir. Güçlü olmayı değil ama güçlüden yana olmayı kendileri için ilke edinmiş pusulasız kalabalıklardır. Bu süreç yüzyıllar boyu devam ettiği için figüranlığı konjonktür’e göre bazen küçük gruplar bazen de geniş kitleler halinde de görebiliyoruz. Bu gruplara sessiz kalabalıklar diyemeyiz, tam aksine ses çıkarıp sesinin kendi sesi olduğunu fark edemeyenlerdir onlar. Her gün yanlış, kötü ve çirkin eylemlere maruz kalan ve bunları normal kabul eden insanların zamanla ruhlarının karardığı görülür. Öyle ki artık bu gidişattan zevk almaya başlarlar. Tutucu bir mezhebin bağlıları gibi birbirine bağlıdırlar ve aynı zamanda zemini kaygan çamur gibidirler. Bunların ufuklarında hiçbir zaman ışık göremezsin, tamamen karanlık bir ufka bağlıdırlar. İyi ,doğru, güzel işlerden mahrum oldukları gibi artık onlara karşı düşmanca bir tutum içerisine dahi girerler. Bunlar nara atarlar, slogan atarlar, hiçbir zaman kendi özlerinin insana huzur veren sözleri olmamıştır. Söz olarak tekrar ettikleri sadece iplerini ellerine verdiklerinin aşağılayıcı dizeleridir.
Figüranlar kendisi olmaktan her zaman sakınır, başkası olmaktan hoşlanırlar. Dünyada elde ettikleri refah, haz, makam gibi başarıları gerçek mutluluk gibi görürler ve bunların geçici olduğunu hiçbir zaman anlamazlar. Davranışları, hareketleri tamamen yapaydır. Bu durumun ürkütücü tarafı gün geçtikçe toplumun her kesiminde benimsenen davranış halini alır pozisyona gelmesidir. Figüranlar kendilerine komut gelmedikçe yüksek sesle konuşmazlar. Her hareketleri emre tabidir. Figüranlar içi boşaltılmış mezar gibidirler. Aslında bir hiçtirler patronlarının ve tanrılaştırdıkları liderlerinin yanında. Günü geldiğinde birazcık nazlandılar mı kapı önüne koyuverileceklerini bildikleri için hiç tepki vermezler ve uyumsuzluk göstermezler. Bu tipler hep kralcıdır. Biliyorsunuz kral hiçbir zaman savaşmaz onun adına hep birileri savaşır. Bunlar hızını alamadıkları zaman bazen kendilerini kral gibi de görürler. Hatta zafer de kazanırlar lidere şirin gözükmek için. Kendilerini saraylarda yaşıyoruz diye avuturlar. Tamamen mantıksız bir öfke selinin esiridirler. Ahlaki münafıklık bunlar için artık kültürel bir kimlik haline gelmiştir. Cazibesiz bir manastırın kapısında tütsülenmiş beşinci sınıftan ayak takımının rahipleri gibidirler. Sadece gelenlerin önünde eğilirler.
Figüranlar kendi çıkarları için her şeyi yıkmaktan, tarumar etmekten geri kalmazlar. Bunlar için basamaksal sultalar vardır. Bu sulta en alt birimden başlar ve en tepeye kadar çıkar. Hayatın hiçbir renginden anlamazlar. Ne kokusunu, ne doğasını, ne tebessümünü, ne içkinliğini… Kalbe inen hangi yol varsa tıkalıdır. Onların şefkatli sesleri de yoktur, onlar bu şefkati ne kendilerine gösterirler, ne de kendi dışındakilere. Ne hayat ne sonsuzluk hiçbir şey ifade etmez. Ne kimse onların başını okşar ne de onlar kimsenin. Bunlar hakikati içlerindeki önyargıya mahkum ederler. Önyargılarını da yerine getirmek için kendilerine meşru teminat ararlar. Kendi dışındakilerin temel hakları için her türlü aykırılığı kullanmaya çalışırlar. Sağlıklı düşünme yetileri kaybolmuştur. Bunlar dünyayı bir figüran bataklığına doğru sürükleyerek evrensel değerleri dar bir alana hapsetmeye çalışmaktalar. Kişilikleri normal insanlara göre çok farklıdır, insani kişilik boyutları iptal edilmiştir. Bunlar insana olan köleliklerine bir de kutsallık kazandırır ve insana olan, güce olan köleliğin en bayağı özelliğini gösterirler. Bunlar ne özgür olurlar, ne de özgürleştirilmeyi kabul ederler. Çünkü bunlar birer figüran....