İyiliği ve kötülüğü bünyesinde barındıran eşref-i mahlûkat da esfel-i safilin de olabilen tek varlık insandır. Hatta Kur’an’da Allah’ın zıt kavramlarla tanımladığı tek varlık da yine insandır. İnsanlık tarihi başladığı günden beri Yüce Allah’ın peygamberleri, kitapları, melekleri aracılığıyla sürekli kötülüklere,  inkâra ve isyana karşı uyardığı,  iyilikler ve güzel ahlak yönünden teşvik ettiği varlık da insandır. İnsan; nefsinin uyguladığı tatminsizlik baskısı sonucunda, karşılaştığı olgular ve olaylar karşısındaki yanlış tavır ve duruşlardan dolayı yaratanına karşı günah işlemektedir. İşlediği günahın bir suç olduğunun farkına varan insan cezalandırılmaya karşı da yaratanına tövbe ederek af dilemektedir. İnsan nefsi yasak meyveye yaklaştığı ilk andan beri her zaman zaafına yenilmekle karşı karşıya gelmiştir. İnsandaki bu psikolojik ve bilinçaltı istekleri bilen Yüce Allah, yine insanın yaptığı yanlışların farkına varacağını bildiğinden tövbe kapısını açık bırakmıştır. Ta ki hiçbir zaman kabul etmeyeceği ortak koşma ve kul hakkını hariç tutarak. Tövbekâr günah işlemiştir ama günahta ısrar etmemelidir. Birey eğer inançlı,  dindar ise yaptığı eylemleri günah olarak kabul eder ve içsel bir muhasebe sonucu suçluluk duygusuna kapılır. İşlediği günahlarla Allah’tan uzaklaşacağını düşünen insan bu sefer Rabbi ile bağ kuracağı tövbe kapısını aralamaya başlar. Sürekli günah işleyip af dileme artık insanda şeytani bir vazgeçilmezliğe dönüşür. Çünkü şeytan da günahta ve isyanda ısrarcı olmuştur. Tövbe de tıpkı iman gibi dil ile ikrar kalp ile tasdiktir. Hatta tövbeyi eyleme,  davranışa dökmektir. “Allah tövbe edenleri ve temizlenenleri sever”.(Bakara 222) Tövbekâr Allah’ın istemediği, Allah’a karşı işlediği suçtan dolayı pişmanlık duyarak bir daha yapmamak üzere iradi bir duruş ortaya koyar. Bazen insan şu yanlışlara düşebiliyor. Kula karşı işlediği günahı,  Allah’a karşı işlediği günahlardan ayırarak kendisini masum ve günahsız sayıp avutmaya çalışıyor.  Hâlbuki kul hakkı affı ve tövbesi kul helal etmedikten sonra affı en zor olan günahlardandır. İnsan tövbelerle manen iç dünyasını yani ruhunu, kalbini ve zihnini temizlemeli,  daha sonrasında ise maddi temizliğe yönelmeli. İnsan günlük hayatta bilerek ve bilmeyerek, küçük ya da büyük günah ve şirkle karşı karşıya gelmektedir. Bu yüzden sürekli tövbe “Bilerek ve bilmeyerek işlediğim günahlardan sana sığınırım” diye Allah’tan af dilemelidir. İşlenen günahın farkına vararak ertelemeden hemen Allah’tan af ve mağfiret dilemeli insan. “İnsanoğlu günah işler. Günah işleyenlerin en hayırlısı tövbe edenlerdir” buyurmaktadır peygamberimiz (s.a.v).İnsan tövbe edeceği zaman Allah’ın rahmeti, merhameti sonsuz olduğundan kul Allah’a bir adım yaklaşırsa Allah da kuluna on adım yaklaşır ve tövbelerini kabul eder. İnsanın Rabbinin rızasını kazanacağı en önemli kulluk vazifesi nimetlerine karşı göstereceği şükürdür. Günah ve arkasından gelen tövbe, insan değerli bir şeyini kaybettikten sonra tekrar kaybettiğine kavuşmak için verdiği çaba sonucunda kavuşunca ki sevinci gibidir. Tövbekâr insan tövbeyle işlediği günahlardan utanma, kendisini kınama ve duyduğu huzursuzluk sonucunda yeniden Allah’a dönüş sevinci yaşar. Böylece yaşama yeniden başlama Allah’la yeniden dost olma ve yakınlaşma duygusu yaşar. “Ben tövbe eden, iman edip Salih amel işleyen, sonra da dosdoğru giden kimseyi elbette bağışlayıcıyım.”(Taha-82)buyurarak Rabbimiz tövbe edince bizi affedeceği müjdesini vermektedir. Haydi, o zaman can boğaza gelmeden tövbe kapısından girelim.