Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse, bilmeden bir topluluğa kötülük etmemek için iyice araştırın,sonra yaptığınıza pişman olursunuz.(Hucurat 6)İnsanlar arasında özellikle de Müslümanlar arasındaki dil o kadar farklılaştı, o kadar şüpheci ve yargılayıcı bir hal aldı ki, elle tutulacak ve ibret alınacak bir yanımız kalmadı. İftira ve karalama haber yapanlarla aramızdaki çizgi flulaştı. İftira ve karalamacılar İstemedikleri insanın ahlakını, insanlığını görmezden gelirler. Hatta bu insanı her yönüyle paramparça ederek adaletsizliği, kabalığı ,iftirayı ve ölü eti yeme zaferi ni ,insana olan güveni ,yakınlığı ayaklar altına alarak sürdürürler. Bugün bir insan, yıpratılmak isteniyorsa, o kişi hakkında birkaç uydurma söz veya cümle ayarlanarak, ya da o kişinin sözleriymiş gibi çarpıtılarak piyasaya sürülüp, kamu oyunda paylaşarak bir yıpratma ve itibarsızlaştırma hıncına dönüştürülüyor.

Hınç ve yıpratmanın bu günlerdeki kurbanı, bu ülke için yetişmiş ender insanlardan biri olan, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet GÖRMEZ hoca. Diyanete; başkanlık yaptığı süre içerisinde yeni bir anlayış ve kültür getirmiş olan bir insanı, hangi menfaat grubu, birey ve kişiler ne diye harcamak ister. İşte tam da burada akıl sahibi Müslümanlar olarak acaba deme den bu yıpratmalara karşı durmamız gerekir. Ama geldiğimiz nokta bu tür iddia ya da haberleri ortaya atan, menfaat silahşörleri ve hırs silahşörlerinin propagandalarını sorgulamadan, yada sessiz kalarak değirmenlerine su taşımak.

Birbirimizi fitne ve hasedin hastalığı ile yeme yarışına girdik. Yüz yüze gelmekten, doğru yada yanlışlarımızı birbirimizin yüzüne söylemekten kaçar ve korkar olduk. Fasıklar, gıybetçi dedikoducular bu durumumuz karşısında sevinçten dört köşe oluyorlar. Neredeyse birbirimizin ayıplarını açığa çıkarmak, paylaşmak bize dünyanın kapılarının açılması için anahtar vizesi oldu. Bu durum çürümüşlüğümüzü gittikçe artırıyor. Birbirimize karşı gün geçtikçe kinlendiriyor. Bu kinlenme ise birbirimize karşı adaletsizliğin ,en acımasızlığıyla karşılık bulmasına yol açıyor.Yani insani imkanlarımızı beşeri imkanlara teslim etmemize.

On beş yirmi yıl öncesine göre kısıtlı olduğumuz manevi alanlarda, o kadar kazanımlarımız oldu. Şu an birbirimizle çekişmekten birbirimizi harcamaktan bu kazanımları kullanamaz duruma geldik. Bu kazanımları maddi ve kişisel çıkarlarımıza bir bir kurban etme yarışındayız.

Birbirimize düşman olma hastalığından kurtulmalıyız. Zulüm ve merhamet ,birbirinin antitezi.Zulme karşı merhameti diriltmek, zalimlerin nobran bombalarına merhametin bilgelik ve erdemiyle direnmek gerek. Merhamet diğer varlıklar için dünyayı emin bir yer kılmaktır.Ey merhamet Ey kalpten kalbe giden yol, yak kandillerini dağılsın karanlıklar(K.Sayar). Biz Müslümanların bir başka müslüman’ın kusuru olduğunda onu örtmesi ve Mevlana’nın dediği gibi “Başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol“sözünü merhamet ilkelerimiz arasına koymamız gerekir. Kardeşlik iklimini yeniden tesis etmeliyiz. Gelin; bu seneki ramazan ayını ve orucu kardeşliğin tesisi için bir imkan ayı olarak değerlendirelim. Seküler bakış açısından çıkarak ,dünyaya yeniden ahiret ve ölüm eksenli bakalım ve düşünelim. Birbirimize sahipliğimiz ancak ahirete yeniden bağlanma ile olur.Yani dünyaya ahiret penceresinden bakmakla.