Hasta bezgin, hastacılar bezgin. Her gelen beyaz önlüklünün yüzünde doktordur umuduyla çaresiz umut arayışları. Nedir durum ? Var mı bir gelişme ? Cevap: “ben bilmiyorum, hocaya sorun.” Çekinerek, korkarak, endişe ile herkes birbirinin yüzüne bakar sen söyler misin diye. Çünkü ilk cevapla kimse muhatap olmak istemiyor.
İlk morali bozulan ilk yıkılan da olmak istemiyor. Hocaya sorulunca işte o zaman kelimelere , söze gerek kalmaz yüzündeki ifade her şeyin sonucu olur. Az önce 15 yaşında genç bir kız geçti. Belli ki saçları sırmaymış belik belik, kaşları kalem gibiymiş öyle diyor annesi. Şimdi olmuş ip incecik. Bu gelen kimdir? 20' li yaşlarda uzun boylu, bakınca anlıyor insan önce iri yarı, dalyan gibi delikanlı olduğunu. Şimdi yarısı kalmış, bir yaprak gibi yüzü sararmış. Kolundan tutanlar olmasa üflesen düşecek.
Anne baba çaresiz bekliyorlar gökten, yerden ellerine bir dua düşsün diye. Dört yaşında küçük bir çocuk, karnı şiş, “nedir derdi?” dedim. “Böbrekler çalışmıyor” dedi çaresiz anne. İşeyemiyormuş zavallıcık. Haftanın dört günü hastanede üç günü evde, hem de dört yıldır doğduğundan beri. Bu yaşta böyleyse daha ne kadar yaşayacak. Tam bunları düşünürken birden bir kıyamet kopuyor dışarıda. Ağlamalar , bağırışlar sordum sebebini. “Yıkıldı fidanım, gitti dayanağım, elleri kırılasıcalar aldılar yavrumu benden” diye feryat ediyor annesi.
Hastaların gideceği yer bir oda ve kendine ait bir yataktır. Hastalar hep geçmişi hatırlar ve hep "vay dünya vay " diye iç geçirirler. Bir elden tutmak, bir parkta oturmak, çay içmek, bir lokantada yemek yemek, gökyüzüne bakmak, denizi seyretmek, hiçbir şeyi kırmamak, otları ezmemek, çiçeklere su vermek, böceklere şefkatle bakmak, yürümek , karların temizlediği ayak izi değmemiş dağlarda dolaşmak, arıların henüz konmadığı çiçekleri koklamak hep o küçük odanın tek özlemidir elbet.
Ve her yaşta oyun oynayacak çocuk kalmak ister hastalar. Ciğerleri iflas etmiş Murtaza amca şu pencereye dayansam da hiç olmazsa dışarıda ki şu havayı bir kez ta ciğerlerimin içine çeksem de öyle ölsem diyor. Bugünlerde hiç yağmur yağmadı diyor bir öteki. Diğeri bir yağmur yağsa da ruhuma bir piyano gibi dokunsa diyor. Gökyüzüyle, güneşle, bulutlarla, yağmurla hastane odasındaki pencereden uzun zamandan beri görmediği dostlarını seyrediyor hastalar. Her hasta gündüz bitmesin gece olmasın istiyor. Sürekli yatanlar için gecenin hiçbir anlamı yok. Baygın, ilaç seanslarında iniltilerle uyur, iniltilerle uyanır. İniltileri bastıracak her uğultulu ses hasta iniltilerinden daha rahatlatıcı.
Hastalar her zaman şefkat ister kendisine eşlik edilmesini ister. Yanında olmayı, nazının çekilmesini ister. Bazen düşünmeden edemiyor insan. Hastalar mı hasta , refakatçiler mi? Sağlıkta hijyeni üst düzey ve kaliteli gösterirler , ama hastaneler enfeksiyon hastalıklarından geçilmiyor.
Yoğun bakım üniteleri, bütün hastalar ölümün eşiğinde, pencereye yakın olanlar şanslı, hiç yoktan dışarıyı görme şansları var.Hasta için modern kandırmaca, - iyi olacaksın, daha iyi olacaksın- sözleri hasta yatağında sona erer. Sonra omuzlardaki tahta parçaları ile, tahta parçaların arasındaki delikten son defa görür gökyüzünü ve sonra toprağa döner yüzünü.