İmam-ı Azam “Cevizin kabuğunu kırıp içini göremeyenler , cevizi sadece kabuktan ibaret
zannederler" der. İnsan dış yapısıyla dışarıdan diğer canlılar gibi bir varlık olarak görülebilir.
Oysa insan kendi özünde bir cevherdir. Allah emaneti kendisine verdiğinde iradesine güvenen
insan, hiç çekinmeden kabul etmiştir.
Ve bu emaneti bazen yerine getirerek bazen de isyan ederek, varoluşsal serüvenini sürdürmektedir. Bu yaşamsal süreci ise gelişi güzel oluşturulmuş bir hayat tarzı olarak düşünemeyiz.
Bu mükemmel sistemin varoluş sebebi düşünüldükçe insan gerçeğinin özündeki cevherin de hayretlerle farkına varıyoruz. Bu cevher ömrü boyunca ya iyinin yanında kötünün karşısında ya da kötünün yanında iyinin karşısında bir duruş sergilemektedir. Bizim bakış açımız insana eşref-i mahlukat olarak bakmak ve insani değer adına yapılacak ne varsa bu değerlere yeniden odaklanmaktır.
Bugün arzı venesli yeniden inşa etmek için yitiğini arayan yeni kuşakları, kutlu arayışın içerisine dinamik olarak dahil etmeliyiz.Bu çağın en pahalı sermayesi olan bilgiyi imanla genç kuşakların
yüreğine ve dimağına nakşetmeliyiz. Nurettin Topçu'nun şu açıklaması bu ruhun temelini
iyice sağlamlaştırmamıza yardımcı olabilir.
"Günümüz mektebi insanın ruhunu yüceltmek için değil makineye esir etmek için ve midesinin saltanatını yaşatmak için açılmış bir kapıdır.Mektep artık gençlerin bina, fabrika ve teknik hizmetlerde cebe girecek paranın hesabının yapıldığı bir eşiktir.
Millet ruhu ile bağlarının hesabının yapılmadığı bir eşiktir. Millet ruhu ile bağları kopartılan bugünkü okul, milletin insanını yetiştirmek için değil, fabrikaya usta yetiştirmek için çalışıyor. Bu gençlik ruhsuz , idealsiz, inançsız bir adam olacaktır. Oysa bize insan mektebi lazımdır, bu mektep ki bizi kendi ruhumuza kavuştursun, her hareketimizin ahlaki değeri olduğunu hatırlatsın, hayaya hayran gönüller, insanlığı seven temiz yürekler yetiştirsin.
" Bu yüzyıldaki en önemli çabalarımızdan biri de tarihsel empatiyi doğru biçimde
kurgulayarak ortak, özgün sonuçlara dolayısıyla uzlaşıya varmak olmalı. Sınırın diğer
tarafında dün bizim gibi yaşayan, bize benzeyen hayatlar, çocuklarımızla yaşıt çocuklar,
kadınlarımıza benzeyen kadınlar yerinden yurdundan edilmiş yüz binlerce yaşam için ve her
zamankinden daha fazla ihtiyacımız olan evrensel barışa katkı sağlayacak adımlar atmalı değil
mi insanlık.
Ne ile? Tabi ki temeli “değerler” olan eğitimle. Tarihsel empati ile beraber
toplumsal , sınırsal ve sosyolojik empatiyi de yaşamak ve yaşatmak zorundayız. İnsanlığın
geleceğini tehdit eden kötüye gidişi durdurmak, sahip olduğu değerleri yeniden yaşanır hale
getirmek için, değerlere ve değerlerin eğitimine ihtiyaç vardır.
Toplumun bencil, bireyci bir hayata yöneldiği, aile bağlarının zayıfladığı, aile içi ilişkilerin donuk bir yapıya büründüğü günümüzde mutlu, başarılı dünya ve ahiret mutluluğunu hedefleyen nesiller yetiştirmeye gayret etmeliyiz.
Saygı, emek, paylaşmak gibi değerlere yaklaşırsak dünyayı saran çıkarcı ,
sahtekar, hedonist ve paranın egemenliği ile onu satın alan ruhlardan arınırız. Çevremizi bir
toz bulutu gibi saran kötülüklere, insanların birbirlerini artık sevmemelerine, birbirlerini
çekememelerine, bencilliklerine, hırs dolu heybeler yüklenmelerine şahit oluyoruz.
,
Kötülükler artıyor çünkü insanlar kendilerinden başka kimseyi sevmiyorlar. Çıkar ilişkileri
aşkta, sokakta, dostlukta kısacası her yerde insanlara, yeni nesillere ruhsuz dünyalar yaratıyor.
Çağımızda insanlık değerlerinde bir aşınma ve yozlaşma görülmektedir. Bunun için
merkezimize insan sevgisini almalıyız. İnsanlık adalet ,güvenlik, merhamet, iyilik, sevgi,
saygı, vefa gibi insanı insan yapan, toplum barışını sağlayan değerlere yeniden sarılmalı ve
sahip çıkmalı.
Kişinin kendi çıkarlarını göz ardı edip sadece ötekinin acılarını dindirebilmek için onu anlamak istemesi bu insani beraberliğin nasıl olabileceğinin göstergesidir. Bütün kırılmalara, incinmelere hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarken ölmek durumunda kalmaya, yalnızlıklara, karşı karşıya olduğumuz şiddete, anlam veremediğimiz savaşlara karşı, salt insan olarak ayakta kalmak için, belki de her zamankinden daha çok birbirimize ihtiyacımız var.