Sonbahar günleri başladığında  yazın yakıcı ateşi serin bir sükunetle biter. İlkbaharın coşkulu kabına sığmaz heyecanları sonbaharın soğukkanlı ölümlerine teslim olur. Suya düşen çürümüş yaprakları  insan işine yaramayacak şekilde balçıklaştırır.Hiç bir varlık gölgesinde serinleme gereği duymaz. Tomurcuğun değil de var olanın suretinin zorunlu değişime uğramasıdır. Rengini değiştirmeyen yaprağın düşmemesine izin vermez sonbahar kuralları.

  Yeryüzü kendi en güzel biçimini çok uzun zaman sürecinde ve her daim hissettirmeden kendi kendini bir yerden başka bir yere taşıyan ve yine kendi kendini besleyerek meyveler veren, sulara, kayalara, bitkilere ve hayvanlara cömertliğini fazlasıyla göstererek değişir. Gökyüzü ise güneşin patikası, ayın yoludur. Yıldızların parlaklığı, yılın mevsimleri, günün aydınlığı ve kararması, gecenin karanlığı ve aydınlanması, havanın yumuşaklığı ve sertliği bulutların sürüklenmesi ve göğün derin mavisidir. Meşe odununun kokusu da uzun ve yavaş olanın kokusunu temsil eder. Buna ilaveten bir anlam tesis eden kır yolu, sonsuz olanın bin bir çeşit kokusuyla kaplıdır. Varlık olmadan insan dayanıksız ve korumasızdır. İtidal eyleme geçmek kararlılığının tam zıttı bir hareket hatta ona karşı bir huzurdur der (Heidegger). İtidal insana dünyada tamamen farklı bir şekilde ikamet etme imkanı sunar.

   Gün ne ile başlarsa genelde öyle bitiyor. İnsana huzur veren başlangıçlar ise dua ile başlayıp, dua ile bitirmekle olur. Çünkü dualar güne bir ritim, bir ahenk katar. Dua, insandan uzaklaşıp Allah’a yakınlaşmaktır. Zihni ve kalbi bütün yüklerden arındırmak, ellerini açtığında yüzünün bakacağı elleri, ellerinin bakacağı yüzünün olmasıdır. Duanın gücünün paranın, makamın gücünden daha büyük olduğu duanın kabulünden sonra anlaşılır. Dua, boş zamanın değerlendirildiği anlar değil de Allah’ın razı olduğu anlarda yapıldığında önem kazanır. Bu yüzdendir ki Allah sürekli değişeni değil itidalli olanı sever.