Üzerine karanlığın çökmekte olduğu bir yalnızlığa terk edilmiş kaygılar; dönem dönem birbirini izleyen hatta bazen aynı gün içinde bir umman nöbeti kadar düzenli biçimde biri diğerini kovalar. Farklı ruh hallerini birbirinden ayıran bu ruh halleri birbirlerine bitişik gibi algılanırken birbirlerinin bir o kadar da dışında görünürler. Aralarında irtibat kurulması o kadar imkansızdır ki bir ruh halinde arzuladığımız, korktuğumuz veya başardığımız şeyi öteki ruh halindeyken anlamamız hatta tasavvur etmemiz mümkün değildir. Bir seyyahın uzak diyarlardan getirdiği baharat kokularında göremeyeceğimiz ama az çok hissettiğimiz gönlün dili türküleri, sözleri uzun süredir yolunu gözlediğimiz bekleyişleri o kokuların içinden ayrı ayrı hissederiz de işte ortak insanlık duyguları budur deriz. Kudüs gülünden kokuları ve bizi derin hülyalara daldıracak kelebek kanatlarındaki esintileri, içimize çekerek Süleyman zambağının renkli ninnisi ile sert donların nasıl da eridiğini yeni bahar çiçeklerinin korka korka nasıl da koku saldığına şahit olur tüm ruhumuz. Zihin odamızda topladığımız çiçek, böcek eşya, kaygı, endişe, umut, biriken nesne adına ne varsa her şeyin üzerinde yansımaların oynaştığı bir taş, bir çatı, bir yaprak kokusu altlarında gizlendiğini sezinlediğimiz ama keşfedecek irade gücünü bulamadığımız gerçekliğin çoktan ölmüş olduğu birçok değişik izlenimin üst üste yığılarak bir çöp dağı oluştuğuna şahit oluyoruz.
Hayatta öyle anlar olur ki içinden çıkamadığımız kaygılar, endişeler ve korkuların çepeçevre kuşattığı zamanlarda yorgun zihinlerimiz, gözlerimiz sadece tek bir ışığa yönünü çevirir. Bu zor gecelerin karanlıktan damıtılarak hazırladığı ışık bize yol açar. Kulaklarsa sadece ve sadece mehtabın ve serinliğin lütfuyla mırıldanan müziği dinleyerek iç sesini bozacak her türlü olumsuz duyguya set çeker. Kendimizi daima ruhumuzun istekleri tarafından kuşatılmış gibi hissetsek de, bizi çevreleyen bu ruh bir hapishane değildir. Daha ziyade ve asıl sorun ruhumuzu aşmak, dışarıya ulaşmak için sürekli hamleler yaparak ve onunla birlikte bir hayal kırıklığı içinde sürüklenip durmak. İnsan olduğumuzun farkında olarak hiçbir şeye yabancı değiliz aslında bu yüzden etrafımızda hep dışarıdan bir yankı gibi algılanan ama içimizdeki bir titreşimin çınlaması olan ve hiç değişmeyen kaygı cehenneminin tınısını işitir gibiyizdir. Sürekli kovalarız ulaşabileceğimizi tahmin ettiğimiz ve hayatımıza katkı sunacağına inandığımız nesneleri ama her seferinde bulamadıklarımız yüzünden sürekli hayal kırıklıklarına uğrarız. Etrafımızdaki nesnelerde ruhumuzun onlara aksettirdiği kendilerine değer kazandıran yansımaları bulmaya çalışırız.
Gerçek insanlarla ve kendileriyle ne kadar yakınlık kursak da büyük ölçüde yine de duyularımız tarafından algılarız bizimle olan ilişkilerinin derinliğini. İçinde bulunduğumuz ilişki ağlarını ve yaşamsal süreçlerin hepsini duyularımızın yönlendirmesiyle sürdürürüz. Benliğimizin derinliklerinde ki unutuş ırmağında kaybolmuş bir diyarın yeniden fethedilişini sularının çekilip yeniden kuruluşunu görür gibi olduğunda heyecanlanır insan hayretle, tekrar yola düşer ve yolu sorduğu zamankinden daha büyük bir telaşla yolu bulmaya çalışır, en son bulamadığında tekrar kalbinin içindeki bir sokağa dalar. Hislerimizin sözde ifadeleri çoğunlukla hislerimizi bu şekilde kendilerini tanımamıza imkan vermeyen bir biçime bürünmüş halde dışımıza çıkarmak suretiyle bizi bu hislerden kurtarmaktan öteye gitmez. Somut gerçekler inançlarımızın yaşadığı aleme nüfuz edemez, bu inançları doğurmadıkları gibi öldüremezler de. Onları sürekli olarak yalanlasalar da zayıflatamazlar ardı arkası kesilmeyen bir felaketler veya hastalıklar silsilesi Allah’tan (O’ndan) geldiği ve yine ona dönüleceği konusunda şüpheye düşüremezdi. Çünkü bizim dışımızdaki şeyler nesne ve insanlar o sıralarda hayatımızı bir dizi törenlerle doldurup zamanımızın çoğunu birbirimize övgüler yağdırarak geçirmemizin daha değerli, daha önemli, daha gerçek bir varoluşla donatılmış gibi olduğunu önemsememizi istiyorlardı. Kaygılar denizi içinize akarsa boğar, nefes alıp dışarı boşaltırsanız rahatlatır.