Sözcükler kilitliyor dilimizi, konuşamıyoruz, konuşamayınca anlatamıyoruz anlaşılmayı bekleyen mavi, siyah gözlerdeki ölüm çığlıklarının mutlu çığlıklara dönüşeceği zamanları. Sınırların ötesinde sınır çizgilerinin, derin vadilerin, yüksek dağların kestiği öykülerin sırlarını dinlemek istiyoruz kalemdarlardan.  Bir gün açığa çıkarak tüm yaşanmışlıklarımızla önümüzdeki engellerden, tel örgülerden, mayın tarlalarından arınık, tüm coğrafyada yıldızların ipekleştiği,  güneşin billurlaştığı, bilgeleşen her ışığın yol levhası olduğu bir günde buluşmak istiyoruz. Varlığı zorunluymuş gibi algılatılan ama olmadığında eksikliği hissedilmeyecek olan her şey kalktığında gel sen de konuş sen de anlat denecek bir günün özlemiyle bekliyoruz. Kalbinden geçene güzel olana dair, iyi olana dair, merhamet mutlaka olsun anlat, sayfası hiç açılmamış hikâyeleri,  atalarının nesillerine anlatamadıklarını anlat. Bir gün özgürce tüm renklerin bir arada olduğu tıpkı çiçek tarlalarında el ele tutuşmuş çiçekler gibi, kıskanmadan, kıskanılmadan umutlarımızın birleşeceği güne gülerek bilgeliğin ve sevginin etrafında çağlayan su sesleri gibi, derelerin birleşerek döküldüğü deniz gibi, beraberce aşkın bin bir türlüsünü denizlere söyleyerek dalgaların deniz aşırı kıyılara götürmesini, evrenselliğin bütün insanların kalplerini birleştireceği günü hayal ederek dile dökmeliyiz umutlarımızı. Birimizin yolu diğerine,   ötekimizin yolu bize yol olsun. Birbirimize yön olacağız. Birimiz batıya bakarken aynı anda öteki doğuyu görecek. Kuzeyde güneyi görecek ve hepimizin yönü bir olacak. Gece beraber oturacak beraber yıldızlara bakacağız. Gece kuşlarının ötüşlerini dinleyeceğiz. Beraber uyuyacağız ve aynı rüyaları göreceğiz. Uyandıktan sonra, yaşadığımız tatlı tebessümlerin ihtişamının yanağımıza konup konup kalkmasına şahit tutacağız birbirimizi. Belki öleceğiz ötede dirilmek üzere. Bu yaşadıklarımız öyle kalıcı olacak ki asırlara bedel bir ömrü birlikte geçireceğiz.

Her şeyin Allah’a ait olduğunu bilirsen hiçbir şeyin bir grubun veya sınıfın olmadığını bilirsin demektir. Bütün doğal kaynakların toprak, su, hava, deniz ne varsa toplumun tamamına aittir deme cesaretini taşımalıyız. Ortak yaşamlarımızı günah olmaktan çıkarıp gerçekle yüzleşme vakti geçmeden, benzerliklerimizi zenginleştirip farklılıklarımızı kabullenelim. Kabullenilmeyen farklılıklar bir süre sonra çatışmadır,  dışlanmadır. Hepimiz aynı güneşe bakalım. Hepimizin gece tutmak için bir yıldızı olsun. Yıldızlar şahit olsun senin, benim, ötekinin, berikinin bütün gözlerle kendilerine baktıklarına. Çatışma, yok sayma, yalan, iftira varsa o anda aklımızı devreden çıkarıp kalbimizi dinleyelim yani hiç bir şeyin farkında olmadan bir süreliğine şizofren olalım. Dışarıyı ızdırabın karanlık gecesinden arındıralım. Çaresizlik düşüncesini umut düşüncesinin, gelecek düşüncesinin önünden kaldırarak insanlığın huzurunu daha iyi bir geleceğe nasıl götürebiliriz in çabasını güdelim. Sonsuzu kucaklayan düğünlerimiz olsun şen ve ışıl ışıl. Kaygısız, karşılıklı yaslarımız, gözyaşlarımız olsun. Aynı acının aynı hüznün parçası olalım. Bu uzun süreli sessizliği, içinde kinin, nefretin, kanın olduğu düşmanca sessizliği bozarak birbirimizin yüzüne tebessümle bakalım. Öfkemizi kurşunlayalım. Sınırlar arasında adı konulmamış alt kimlik, üst kimlik gibi sınıflandırmaları bırakıp, sadece insan kimliğinin geçeceği bir mekânda herkesin bir ve birlikte olma güzelliğini sağlayalım. Ebedi buluşma yeri için, birlikte yaşama gücünün bütün ayrılıkların gücünü değiştireceğine inanalım. Birlikteki sırrın farkına varalım. “Birlik sırrından habersiz olanların yerini bilmedikleri bir hazineyi arayan körlere benzediklerini bilelim.’’ Kendimizi hep bir yere yöneltmeden, birkaç pencereden bakalım hayata.  Eğer bir yöne yönelirse insan göz görür, kalp körelir. Öyle bir hayat kurulmalı ki şiirler ortak, türküler ortak olsun da kendimizi bulalım. Söylenen her seste ve sözde şiirlerimizi ve türkülerimizi insanlığın anadili yapalım.