Toplumsal hayatın parçası olan sendikalar bu günlerde yaşadığımız ekonomik krizden çıkma yönünde çaba ve önerilerine, üreten bir Türkiye’nin oluşması için özellikle eğitimde lokomotif olmalarına ihtiyaç var. Emeğin hakkını korumak için kişiye yakın olanın değil, Hakk’ın yanında olanın yanında olmak için, tüm üyeleri kucaklayarak bizden sizden ayrımı gütmeden birlik beraberlik içinde yaşamak için bir sendikal anlayışa ihtiyaç var. Ömer’in adaletini sözle değil uygulamada yaşamak ve yaşatmak için, sendikaya üyeliğini makam kazanma aracılığından çıkarmak için, yeni dönemde yeniden mücadele stratejisi oluşturmak için yeni sendikal mücadeleye ihtiyaç var. Sivil toplumu, “devlet ile –devletten ayrı, devlet ile ilişkide özerkliğe sahip olan kendi çıkarları ya da değerlerini korumak ya da yaymak için sendikalar toplumsal gelişmenin en önemli sivil aktörleridir. Toplumda geri kalmış hangi alan varsa o alanı güçlendirmek ve toplumun diğer alanlarıyla eşit düzeye getirmek için çalışmalar düzenleyen kurumlardır. Sendikaların onurlu duruş ve profesyonelce vereceği mücadele örnekleri yaygınlaşan diğer STK’lara da örnek olacaktır. Sendikalar sadece kamusal alanda değil, toplumun mağduriyete ve sömürüye uğramış bütün kesimlerine dokunmalıdır. Uyuşturucu ile mücadele, kadın hakları, sokak çocukları, mevsimlik işçi ve çocukları ve mülteciler gibi. Dünyada ve ülkemizde sivil toplum kurumlarının oluşmasında rol model olan sendikalar kendi gücünden ziyade devlet gücüyle devletin ödediği üye aidatları ile büyüdüğünden gönüllülük esasından uzaklaşmışlar yarı resmi kurumlar haline gelmişlerdir. Dolayısıyla kendi üyeleri ve diğer STK’lar arasındaki muhalif duruş söylemleri tartışmalara yol açmaktadır. Günümüzde etki alanı artan sivil toplum örgütlerinin, devlete yön verme ve devletin yönetim mekanizmalarının işini kolaylaştırma açısından bir değerlendirme yapmak gerekirse, sendikaların bu konuda kendini yenileyemediklerine şahit olmaktayız birçok konuda neredeyse devlet STK’lara yön vermektedir. Kendini yenileyemeyen her yapı maalesef geçmişin mirasını yiyerek var olma çabası gösterir. Sendikalar ilk kuruldukları dönemde kitlesel talepler ile kurulmuşken, bugün geldiği nokta-i nazari itibariyle bireysel taleplerin bitmek tükenmek bilmeyen istek ve arzularına teslim olmuş durumdalar. Bu bireysel istekler talepleri çeşitlendirdiğinden kitlesel talepler karşılık bulamamaktadır. Bireysel taleplerde ise en çok istenilen şey makam ve yükselme arzusu olmuştur. Bu durum sendikaların içinde mevcut üyeleri arasında yer elde etmek için ciddi çatışmalara, kırgınlık ve kırılmalara yol açmaktadır. Bireysel taleplerin yoğunluğu sendikal mücadeleyi alanlardan masa başlarına taşımış olup alan mücadelesini bitirmiştir. Sendikalar mücadele yöntemlerinde yeni, geliştirici ve dönüştürücü organizasyonlar oluşturmalılar.
Liderlik konusunda da risk alabilen, işe yaramaz ve değişime direnenleri dönüştürme becerisini gösterebilecek, dünyadaki gelişmeleri algılayarak öncü rol üstelenebilecek liderleri başa getirmelidir. Sendika liderlerinin, sendika hareketini biçimlendirmedeki rolleri son yıllarda artmakta, liderlerin bakış açıları ve hedefleri sendikaların stratejilerini etkilemektedir. Bu rol kesinlikle verimli kullanılmalıdır. Yeni dönem sendikacılığında ılımlı demokratik tavrın yanında kesinlikle mücadeleci tavrında geliştirilmesi gerekir. Tepkisiz taleplerin hiçbir zaman karşılık bulmayacağını yaşanmışlıklar göstermektedir. Sivil toplum düzeninin olmaz ise olmaz kurumlarından olan sendikalar, eski yapı ve politikalarının önemli bir kısmını değiştirmek ve yeniden yapılandırmak zorundalar. Küreselleşen dünyada sadece kendi ulusal menfaatlerine ve çıkarlarına değil uluslararası ölçekte krizler yaşayan toplumlar içinde çözüm ve tepki geliştirmelidirler. Sendikal mücadelede yeni model arayışlarında kadro değişimleri sendikalara dinamizm katacaktır.
Geçen hafta sonu tüm illerde ve ilçelerde yapılan Eğitim Bir Sen 6.Olağan genel seçimleri ile delege ve ilçe yönetimleri belirlendi. Kimi illerde ilçelerde rekabet şeklinde geçen seçimlerde yeni ilçe yönetimleri ve il yönetimini seçecek olan delege adayları da belirlenmiş oldu. Kasım ayında ise seçilen delegeler Eğitim Bir Sen il yönetimlerini seçmiş olacaklar. Dört yıllığına seçilen yeni yönetimler umarız mücadeleci, hak ve adalet eksenli bir yönetim tarzı sergilerler. Seçim süreçlerin de tanık olduğumuz bazı durumlar aynı davaya omuz vermiş aynı davanın yükünü çekmiş insanların, karşı karşıya geldiklerinde sanki bunca yıl hiç bir arada bulunmamışlar, birbirlerini tanımayan iki yabancı düşman gibi olmadık suçlamalarla, karşılıklı yıpratmalarla, değersizleştirme ve itibarsızlaştırma yoluna başvurmaktadırlar. Bizlerin artık şunu içselleştirmesi lazım. Ayrı iken de bir ve kardeş olduğumuzu daha doğrusu bir tarağın dişleri gibi olduğumuz günleri unutmamızı. Yola çıktıklarımızın yolda bulduklarımızdan farklı olduğunu, sayımız ne kadar çok olursa olsun özümüzün ne kadar da az olduğunu bilmemiz gerek. İlk kurulduğu zaman sayımız yüzler binler iken, bu gün milyonu bulan sendikamızda, nicelikten ziyade niteliği korumanın önemli olduğuna, dava ruhunun ve şuurunun hiçbir zaman yitirilmemesi gerektiğine, güçle değil kendi üye gücü ve kendi niteliği ile güçlü sendika ve STK olma yolunda çaba sarf edilmeli. Üyesinin hakkı için cesur ve itirazcı bir tavır takınmalı. Adalet olmazsa olmaz ve hemen şimdi düsturu sendika için şiar olmalıdır. Bu vesileyle seçilen yeni yönetimlere başarılar diliyorum.