Günümüzün kalıcı hasara ve yıkıma neden olan en büyük değer yitimlerinden birisi hatta en önemlisi “vicdan-i yitimdir”. İnsanlar arası ilişkilerin yerini,  onu da geçiyorum anne,  baba, kardeşler ve akrabalar arası gerçek ilişkilerin tamamını sanal ve “poza dayalı vicdan-i ilişkiler” aldı.  İnsandaki bu ruhsuz yaşam insanla bağını koparıp teknolojiyle arkadaş ve dost olmasından sonra seçtiği bireysel yaşamın bir sonucudur.  Böylelikle vicdan-i sorumluluk sanki bir görev tanımıymış algısına dönüştü. İçindeki duygusal bağları öldüren insan,  akılcı ve mantığa dayalı ilişkiler ağına girerek,  kendisine ve çevresine yabancılaşmayla başladığı yaşam serüvenini,  tek ve bencil bir tiranlıkla son buldurma gayretindedir.  Kendisine varoluşsal korkular tayin eden insan,  çağın yoğun yaşantısını bahane etmeye, ihtiyaçları karşılama adına bitmek tükenmek bilmeyen kapital biriktirmeler sonucunda  “vicdanı “ kavramsal bir terim olarak görmeye başladı.  Vicdan-i hakkının yadsındığını düşünen her birey varlığının kökenlerini sorgulamaya başlar: “Neden? Ben nerde, kime karşı vicdansızlık yaptım” diye.  Sürekli kazanma arzusuna kendini o kadar kaptıran insan yaşanan bütün acıların şiddetini görmek istemez. Oysa başkasının acısına ortak olmanın ve endişesini taşımanın vicdan-i bir rahatlama olduğunu anlamak istemez.  Bugün peşinden koşulan şeylerin bahanesi vicdansızlığımıza vicdani onay katmak içindir. İnsan vicdan-i yitimini dışarıda kendisi için itici güç haline getirdiği korkularına karşı varoluşsal başarıymış gibi görür. İşte bu yüzden kendi benliğini yitirip başka düşlerin peşine takılan insan için vicdan-i yitim başlamıştır. İnsan neyi kaybettiyse onu hatırlamaya çalışıyor, tıpkı yitirilen her bir değer gibi vicdan da öyle. Sadece dilde olan yani vicdanlı insanları konuşan ama vicdanı konuşmamak gibi. İnsan’ı yapılan haksızlıklar,  suçlamalar, ezmeler karşısında harekete geçirecek ve kurtuluşa erdirecek vicdan maalesef yitirilmiş durumda.  İnsan sözel olarak vicdanın iyiliğine inanır ama onu hiçbir zaman olması gerektiği gibi uygulamaz. Vicdan-i yitim insan insana kurduğumuz bağı ve kendi içimize giden yolu bulamama ölçütüdür.  Vicdan-i pozcular görünürde insanlığa hizmet ediyormuş gibi gözükerek aslında insansızlığa hizmet eden soyutlanmış bir yaşamı yeğlerler. Güçlüler zayıflara paralarıyla, sahip oldukları eşyalarla güçlü olduklarını hissettirirler.  Sözde yardım eder görüntüsüyle zayıfların şükranları karşısında vicdan-i rahatlama havasına girerler. İnsan oluşumuzun tam olarak tanımını yapmadıkça “vicdan nedir,  vicdansızlık nedir, haksız suçlamalar karşısındaki insani ve adil duruşumuz nedir ?” diye sorgulamadan, bunların dışında kendimizi aldatarak insan görünmenin vicdan-i mensubiyet karşısında hiçbir anlamı yoktur. Eğer bu yüzyılda özellikle orta doğuda yüz binlerce insan (çocuk, kadın, yaşlı) öldürülüp kıyıma uğruyorsa ve siz hala bu yaşananlara karşı vicdan-i bir rahatsızlık duymuyor, karşı çıkmıyorsanız sadece timsah gözyaşları akıtarak, ahlar ve vahlar la sadece günü kurtarmaya çalışan vicdansız ruhlardan başka bir şey değilsiniz.  İnsan gittikçe orijinal (fıtrat)inden uzaklaşmakta ve kopya bir hal almaktadır. Her iyi şeyin poza dönüştüğü hatta varoluşsal bir kimlik haline geldiği “görsel poz “vicdanı da esir almıştır. Yani vicdani yitim pozla kendini temizlemeye çalışmaktadır. Maalesef bugün kötülüğün imkân bulması ve sürekli olması vicdanlı görünen insanların kötülükler karşısında son derece normalmiş gibi duran tavırlarıdır. İnsanlık yeniden vicdan-i bir bilinç geliştirmeli. Bizleri esir alan seküler, kapitalist ve bireyci yaşamın otoritesine karşı bütün iyiler ve vicdan sahipleri bir araya gelmeli. Yeniden vicdan-i bir duruş ve kimlik oluşturmalıyız.