İnsanlar en çok yeni bir adım atmak yeni bir söz söylemekten korkar der, Dostoyevski. Yeni olan ürkütücüdür, uygulanması risktir, bu yüzden eski muhafaza edilmek istenir sürekli. Yeni, muhafazakarlar için her zaman karşı çıktıkları hastalıklı zaaf haline gelmiştir. Oysa umudun kapıları her zaman yeni üzerinden açılır.

Yeni bireyin kaygılarının toplumun kaygılarıyla özdeşlemesidir, dirilişin anahtarıdır. Düşüncenin arınmış bir  inanca, inancın pratiğe dönüşmesidir.  Köklü değişimlere göğüs germeyi mümkün kılan aşırı özgüven,  insandaki değişim enerjisini ortaya çıkaran vasıtalardır. Köklü değişimler aynı zamanda insanda fırsat bolluğu, kendine yetebilme alışkanlığını oluşturur.

Ferdî çıkış ve ruhlar her zaman hakim güçler tarafından bastırılmıştır.Yeni bir içtimai hayat ve aile anlayışına ,yeni bir hukuk görüşüne ve yepyeni bir ilim zihniyetine eskisinden mutlaka başka olacak bir ekonomi sistemine sahip olacak bir yenilik hareketi başlatılmalı.

N.Topçu. Lakin kafalarımız daima var olanın koruyucusu yönünde yontulmuş tıpkı sanayideki makinelerde seri üretilen mal gibi olur. Bugünkü zavallı nesil maalesef kendi kendine düşünebilme kabiliyetini kaybetmiştir. Yeni nesil, yeni olanı düşünme ve  düşünce üretmede hep başkalarına  ait emir ve düşünce kumandaları ile zehirlenmektedir. Batıya baktığımızda değişim istekleri genelde iktisadi düzensizliğe karşı olmuştur.

Doğudaki yani Asya ve Ortadoğu'daki değişim talepleri ve çıkışları genelde şahsiyet içindir. Bu insanlar hayatlarını şahsiyet arzuları için külliyen feda etmeye razıdırlar.Şahsiyeti güçlü olan toplumlar, bireyler değişim ve dönüşümü kendisi için bir kazanç sayar. Değişime ve dönüşüme muhtaç insanlar dünyanın kendilerine öğretecekleri sürüyle şeye, zihinlerini ve yüreklerini açmadan önce hünerlerini göstermeleri,  benliklerine yerleşmiş aşağılık duygularından arınmaları gerekir.

Bu yüzden yeni için en muhtaç olduğumuz, öncelikle şahsiyeti elinden alınmış gençliğe şahsiyet kazandırılması. Çevresiyle geçinebilme becerisini, büyük ölçüde kendisiyle geçinebilme üzerinden sağlamalıdır. Kendine saygı duyan birey çevrenin kusurlarına, kendi kusurları imiş gibi tahammül etmeye çalışacaktır.

Kendi ruhunu selamete kavuşturup asla işgal putlarının önünde  diz çökmeyecek, kibirle, riyanın huzuruna alkışla girmeyecek, kendisine ve çevresindekilere inanmış bir fert olarak toplum hayatına bir tuğla koymanın sancısını duyacaktır her daim. Kendini üstün görme, aynı zamanda kendini hor görmenin tezahürüdür.

Kendi  değer değersizliğinin bilincinde olarak, diğerlerinin kendisinden iyi yada değersiz olmasını beklemek doğaldır. İnsan kendinden beklediğinin fazlasını kendi dışındakilerden bekler. İster ki  onlar kendi adına yaşasın ve yeri gelirse hayal kırıklığına uğrasın. Öz saygının gittiği yerde mutlaka öz denetim de olmalı.

Hareket mutluluğun en yüksek biçimidir der, Bakunin. Söz amaca götüren bir araç olduğu gibi amaç ise insanı  harekete götürür. Toplumsal istikrarı sağlayacak en mühim hareketlerden biri de içlerinde yeniyi barındıran yeteneksizleştirilmiş insanların önünü açmaktır. Hem de ilime, sanata, felsefeye ve ahlaka aşık ederek.

Uygun bir toplumsal düzende yeteneksizleştirilmiş  yetenekliler bir ruh oluşturabilirlerse kuvvetli bir mana ile etraflarında yığınlarca  hakikat ve alın teri ile hayat mücadelesinin karşısına çıkmadan faydalı olduklarını ve geliştiklerini kabul ettireceklerdir. En insani arzu özgürlük için duyulan arzudur. Bu ülkede insanların yenilenebileceğine dair kökleşmiş bir inanç her zaman var olmuştur.

Çünkü “simurg anka” kuşunun küllerinden yeniden doğuşuna, kuraklıktan sonra yağmurun yağışına bütün nebatatın yeniden yeşermesine, gecenin karanlığının er ya da geç aydınlığa teslim oluşuna hep şahit olunmuştur. Aşağılananların ve görünürde değersiz olanların bile fırsat verilse yararlı ve iyi işler yapacağına inanmamız gerekir.

Bizim inancımızın temeli bilgiye, tecrübelere  dayanır, idealist hayallere değil. Tek yapılması gereken insanların muazzam bir esneklikle hareket ettiğine ve hem  iyilik hem kötülük yapma ihtimallerinin asla tam olarak tükenmeyeceğine inanmamız gerek.