Çocuklar her zaman çocukluklarına uygun ,çocukça yaşamak ve kendilerine de çocukça davranılmasını isterler. Bugün geldiğimiz nokta ise, çocuklara çocukluk evreleri içinde değil de yetişkinliğin gerektirdiği istek ve arzulara göre davranıyoruz. Bazen  çocuklarımızı kendileri oldukları için mi seviyoruz yoksa iyi ve hoşumuza giden şeyler yaptıkları için mi seviyoruz diye düşünmüyor değilim. Kanaatimce çocukları bizim isteklerimizi ve hoşumuza giden şeyleri yaptıkları için seviyoruz.

Çocuklarımız doğdukları andan itibaren ya yasaklar bombardımanıyla ya da aşırı istekçi ve doyumsuz hazlarla karşılaşıyor. Dengeyi kurmada ciddi bir ölçüsüzlük var. Yasakçı uygulamada anne  babanın küçükken yetiştirildikleri ortamın etkisi de bulunmaktadır. Anne babalar bu konudaki haklılıklarını “biz de küçükken böyle şeylerle karşılaştık” diye izah ederler. Yada “biz küçükken doya doya çocukluğumuzu yaşamadık, çocuklarımız istediği gibi yaşasın” derler. İyi anne baba rol modelliğimizi, kurallar zinciri ile güya çocuğumuzu koruyarak yapıyoruz. Bu aşırı koruma o kadar abartılıyor ki; çocuklarımız yere düşüp de herhangi bir yerleri yaralandığında acı çekmelerine bile müsaade etmiyoruz. Çocuklara acılarını yaşatmamak, çocuklardaki empati duygusunun ölmesi demektir(A.Gruen).  Böylece çocuklarımızı bir yandan kendimize bir yandan da kendi ellerimizle oluşturduğumuz sisteme itaate zorluyoruz. İtaatkar ve bağımlı olan çocuklar ise her zaman anne babanın ve toplumun nazarında iyi çocuklar olarak bilinirler.

Bugün çocuklarımızın uğradığı değer erozyonunun  en temel etkenlerinden biri de çocuğun çevresiyle iletişime geçtiği annesinin; çalışma hayatına aşırı entegrasyonu sonucu çocuğun yanında olmaması gösterilebilir. Erikson, “çocuğun bebek iken  çevresiyle temasa geçişi, doğrudan doğruya annesiyle ve annesi üzerinden gerçekleşir” der. Çocuk bu süreçle kendi hayatının anlam ve önemini, annesinin ona verdiği değerden çıkartır. Çocuk doğal süreç içerisinde , sevgi dolu bir refakat yaşamışsa daha sonra anne babasından da yine o güvenle ayrılabilir. Bağımsız ve öz güven sahibi bir insan olarak  gelişebilir ve kendini geliştirebilir. Çocuklarımızla kurulacak sağlıklı ilişkiler çocuklarımızı değerli, sevilebilir ve kendi dünyasında anlamlı kılacak ve çocuklarda yaşama coşkusu oluşturacaktır.

 Çocuklarımız cesur gibi durur fakat hep kaygılıdırlar. Çocuklarımız bağımlı yetiştikleri için toplumsal kavramlarda da iyi gözlem yapamıyorlar. Neden? Çünkü dostu düşmandan, iyiyi kötüden ayırt etmede yine yetişkinlerin tavırlarıyla hareket ediyorlar. Bu yüzden de dürüst insanların dürüst olmadıklarını, yıkıcı insanların barışçıl olduklarını düşünürler. Anne babaların istek ve iradelerine aşırı uyan çocuklar kendi gözlem ve benliği ile olaylara ve hayata objektif  bakamıyor.Bütün bunlar önceden programlanmış bir çizgi üzerinden gerçekleştiği için hep algılarla hareket ediyorlar..Bu yüzden de yorumlamalarda da objektif olamıyorlar bir türlü. Çocuklara işledikleri hatalarından dolayı suçluluk duygusu yaşamalarına izin verilmeli. Davranışının hatalı olduğunun farkına varmalı  ve sonuçlarıyla yüzleşmeli. Aksi takdirde çocuk kayıtsızlaşır, duyarsızlaşır. Sürekli kendisini bir kurban olarak görür ve geçmişini inkar eder.