Geçenlerde bir dostum anlatmıştı!
Adamın biri dağda sürü güdüyormuş.
Bir ara sürü yüksek bir uçurumun kenarına doğru gelivermiş.
Sürü sahibi, sürüyü uçurumun kenarından uzaklaştırmak için, sürü ile uçurumun arasına girmeye çalışmış!
O ince çizgiden sürüyü tam uzaklaştırayım derken birden ayağı kaymış ve uçurumdan aşağıya düşüvermiş!
Oldukça derin olan uçurumundan aşağıya doğru düşen sürü sahibi son bir hamleyle eline doğru gelen bir dalı tutuvermiş!
Ölüme doğru giderken tekrar hayata tutunan zavallı adam, bir iki nefes aldıktan sonra yukarı doğru bakmış ama çıkması imkansız görünüyormuş!
Aşağı da bir o kadar derin! Kimse olmamasına rağmen avazı çıktığı kadar “kimse yokmuuu!” diye bağırmış!
Öyle ki o ses, uçurumdan mu mu mu mu mu diye yankılanıyormuş!
Hikaye bu ya, gökten bir ses “Ey kulum ben senin rabbinim, kendini bana bırak” demiş!
Adam, o sesten sonra önce göğe, sonra düştüğü ve düşeceği yere bir daha baktıktan sonra, tekrar avazı çıktığı kadar bu kez “Başka kimse yokmuuu” diye bağırmış!
Bu hikaye bana Müslümanların ahvalini hatırlattı!
Allah’ın kendi kitabında başta rızık ve ecel olmak üzere her konuda “kendini bana bırakın” demesine rağmen, Müslümanlar hala “Başka kimse yok mu” diye bağırıyor.
İman, şüpheye, endişeye imkan tanımıyor.
Rabbe iman etmenin biricik koşulu Onu rızık başta olmak üzere diğer beklentilerinde tek merci olarak tanımak ve hakkıyla iman etmektir.
Böyle olduğu halde müslümanlar nasıl olur da kıblelerini değiştirir, başkasından medet umarlar?
Basit bir mantıkla düşünelim:
Yaratan’ın var ettiği alemde gözle görülemeyecek kadar küçük olan canlılardan uçsuz bucaksın deryalarda, ormanlarda yaşayan sayısız mahlukat var.
İnsan/müslüman, eşref i mahlukat olarak ve akıl sayesinde elde ettiği üstünlükle bu aleme “halife” kılınmış.
Ve her birinin rızkı, kaç nefes alıp vereceği hesap kitap edilmiş.
Zenginin zenginliği, fakirin fakirliği bu takdirin sahibine borçlu.
Hangi halin hayırlı olduğuna ilişkin b,r fikrimiz yok ve biz “Vaki olanda hayır vardır” demekle mükellefiz.
Varlığı bir damla nütfeden olan insan, Yaratanın bahşediciliğini, merhametini, esirgeyiciliğini unutup “bir başkası yok mu?” nasıl der, bu ne acayip bir sapkınlıktır!
“Bir başkası” diye arayışa giren kişi, müslüman da olsa Yaratan ile olan irtibatını koparmış, zillet içinde yaşamaya mahkum olmuştur çünkü sınırsız nimetleri ile donatan, koruyan, esirgeyen ancak Odur.
Doğu’da Batı da Allahındır.
Güç ve kuvvet sahibi Odur.
Mazlumlar bir defa yürekten Allah dese cümle dertleri, endişeleri yok olur.
“Mevlamız sensin Allahım, senden başka gidecek bir kapımız yok, bize yardım et, yurtlarımızı harabeye çeviren zalimleri kahret, bizi yeniden halifelerin olarak şereflendir” diyebilsek inanın o gün dünyanın çehresi değişir.
Bir başkasına yer olmamalı hayatımızda, hayır! Allah’a iman edenler için durum böyledir: Allah var, bir başkası yok!