Dünyanın başı son bir yıldır Çin’de ortaya çıkan ve giderek her tarafa yayılan Koronavirüs ile dertte.
Dert diyorum, çünkü bu cidden büyük bir dert.
Üstelik bireysel değil, toplumsal değil, küresel bir dert.
Görünen o ki, bireyin toplumu, toplumun da bireyi etkilediği bir Koronavirüs’ten çok öyle kolay kurtulmak mümkün görünmüyor.
Kısacası ne zaman ve ne şekilde biteceğini kimse kestiremiyor.
İnsanlık haklı olarak bir yandan o hastalıktan korunmaya çalışırken, diğer yandan tedavi olmanın yol ve yöntemlerini bulmaya çalışıyor.
İyi de bu hastalığı ortaya çıkaran sebepleri kim bulacak.
Dahası bu sebepler bulunup ortadan kaldırılmadıkça nasıl bitecek bu hastalık.
Bu sadece Koronavirüs için değil, tüm hastalıklar için geçerli bir durumdur.
Sorunun ana kaynağı bulunmadıkça sorunlar ortadan kalkmaz.
Bu sadece Koronavirüs için değil, tüm hastalıklar için geçerli.
Hatta dünyada varolan tüm sorunlar için geçerlidir.
O halde yeryüzünde sağlık, huzur ve güvenin tam olarak tesisi ancak varolan yada neden olan sorunları ortadan kaldırmakla mümkündür.
Aksi halde tüm bu çabalar beyhudedir.
Sanırım çözüm yine İslam’da.
Çünkü İslam, ortaya çıkan sorunlarla değil, o sorunları tetikleyen nedenlerle uğraşır.
O sorunları ortadan kaldırmak için çözüm üretir.
Kısacası İslam, hastayı iyileştirmek yerine, hastalığı, kötüyü iyileştirmek yerine kötülüğü, yoksulluğu bitirmek yerine adil paylaşımı sağlar.
Hal böyle olunca ortaya insanoğlunun huzur ve refah içinde yaşayacağı bir düzen, bir dünya oluşur.
Ancak bakıyorum da İslam alemi de Koronavirüs ile mücadelede yeryüzünü kirleten ve zehirleyen batının arkasına düşmüş gidiyor.
Dedim ya bu yol ve yöntemle Koronavirüs de dahil hiçbir dert ve sorun ortadan kalkmaz.
Çünkü şu anda yeryüzüne hükmeden batının kendisi bir dert, bir bela, bir hastalıktır insanlık için.
Hatırlatayım istedim.