Herkes Koronavirüs denen illetin bilimsel tarafıyla ilgileniyor.

Elbette buna itiraz edecek değilim.

Ve bizler elbette hastalığın bilimsel tarafı ile ilgilenmek ve bu hastalığın tedavisi için çaba sarf etmekle mükellefiz.

Peki bu ve buna benzer hastalık ve musibetlerden alacağımız dersler yok mu?

Yıllar önce okumuştum, “Başa gelen her hastalık ve musibet insanoğluna bir uyarıdır.” diye.

Ancak görünen o ki, bu hastalıktan korunmak ve tedavi olmak için gösterdiğimiz hassasiyeti, ders alma konusunda göstermiyoruz.

Ülkemizde ilk olarak 11 Mart 2020’de görülen Koronavirüs vakasından bugüne aradan geçen 8 ayda bu hastalıktan ne kadar ders aldık?

Başka bir tabirle başımıza gelen bu musibetten dolayı kendimizi ne kadar değiştirdik.

Ne kadar değişim oldu hal ve tavırlarımızda.

Gelinen noktada en yakınlarımız gözlerimizin önünde bir bir kayıp giderken, biz hiçbir şey olmamış gibi davranmaya ve yaşamaya devam ediyoruz.

Tabi ki “ölenle ölünmez” tabi ki ölüm haktır ve kaçınılmazdır.

Ancak Müslüman yaşanılanlardan ders çıkarmakla da mükelleftir.

Çünkü ortada dünyayı kasım kavuran bir hastalık var ve sonu ölümle bitiyor.

İçinde ölümün olduğu bir meseleyi elbette ciddiye almalıyız diye düşünüyorum.

Hatta bundan başka ciddi bir “meselenin” olmadığına inanıyorum.

Velhasıl önce kendimizi bu koronavirüs denen hastalıktan korumak için maske, mesafe ve hijyene.

Ardından şayet yakalanmışsak bu hastalıktan kurtulmak için tedavi olmaya.

Ve tüm bunlardan ders çıkararak, nefsimizi sorgulamaya, kendimize bir çeki düzen vermeye.

Biz cüzi irademizle mükellef olduğumuz bu sorumlulukları yaptıktan sonra bunları gerisi Allah’ın (cc) takdirine kalmış.

Rabbim bu hastalıktan korunmayı ve ondan ders çıkarmayı bize nasip eylesin.