Bir virüs musibetinin bugünlerde hatırlattıklarını yazmasam olmazdı. Bir kez daha ilahlaşan insanın bir hiç olduğunu, Allah’a imandan ne kadar uzaklaştığımızı, şükrün yerine ben kazandım, sabrın yerini ise aceleciliğe bıraktığını öğrendim. Allah’a yaklaşmak için yeniden kendimizi tanımayı ve o yolda ne yapılması gerekiyorsa daha fazla gayret göstermemiz gerektiğini idrak ettim.

Bugüne kadar kıldığımız namazları  aceleyle kılarak içini boşalttığımızı  anladım. Büyüklenmenin, büyük adam olup böbürlenmenin, selam verdiğinde yüzünü çeviren insanların, haksızlık yapmada vicdani adaleti değil de, nefsani adaleti uygulayanların ne kadar da korkak olduğunu gördüm. Evlerini otel gibi kullanıp eşini, çocuklarını işinden daha çok önemseyenlerin nihayet eşi ve çocukları olduğunun farkına vardıklarını gördüm. Öğrenmenin sadece dışarıda olmadığını aslında bütün evlerin, hanelerin birer öğretim merkezi olduğunu gördüm.

Babasının evde kalışına alışık olmayan çocukların hayretle babam bugün de evde diye şaşkın sevinçlerini gördüm. Evdeki günlerimizde yaptığım iç muhasebede dışarıdaki hayatımızın yalan, gıybet ve zanlarla ne kadar da dolu olduğunu idrak ettim. Mazlumların zalimlerin silah denemeleriyle ölmediklerine, babaların bomba seslerinde çocuklarıyla oyun oynamadıklarına şahit oldum. Göçmenlerin sınırları geçip geçmediğini akıbetlerinin ne olduğunu bilmiyorum ama göçmenlerin şişme botlarını bir bir batıran İtalyanların göçmenlerden onlarca kat ölümüne şahit oldum.  Ölümün bu kadar yanımızda gezmesinden dolayı insanların birbirlerine ne kadar da şefkatle yaklaştıklarına, birbirini kırmadıklarına şahit oldum.

Toprağa basınca hor basmamayı, toprağı incitmemeyi doğanın ne kadar da değerli olduğunu gördüm. Ömrümüzden geçen baharların hiç farkında olmadan gelmiş geçmiş olduğunu anladım. Bazen insanların evlerinde kalıp doğayı doğal yaşama bırakmalarının gerekliliğini öğrendim. Çok konuşuyorlar diye o geldiğinde kalkıp gittiğimiz İnsanlarla sohbetin,  muhabbetin ne kadar da rahatlatıcı olduğunu öğrendim. Bulunduğumuz yerleri temiz tutmanın ve temiz kalmasına özen göstermenin önemini öğrendim. İnsanlar evde iken sokakların ne kadar temiz olduğunu, çöpçülerin ne kadar rahat olduklarını gördüm.

Çimlere basmamayı, en küçük sineği böceği öldürmenin canilik olduğunu öğrendim. Nergislerin, eleozların dallarından koparılmadıklarını, buram buram doğanın  doğallığına döndüğünü gördüm. Aynı yeryüzünü ve gökyüzünü paylaşmak isteyen parmaklarından sarı sarı  sonbahar yapraklarının döküldüğü insan bedenlerini gördüm. Hava kirliliğinin minimum düzeye indiğini gördüm. Her gün soluyup farkında olmadığımız havanın ne kadar da kıymetli olduğunu  öğrendim. Kitap okuma katsayımın arttığını,  anlamların zihnimde birbirini beslediğini gördüm. Hor kullandığım bedenimin Allah’ın bize bahşettiği en güzel nimet olduğunu, sağlığıma daha fazla dikkat edip her gün Allah’a daha fazla şükretmem gerektiğini öğrendim.

Evimin nafakasını sağladığım işimin ne kadar önemli olduğunu öğrendim. Okullar açılınca bir daha şikayet etmeyeceğime, insanlara daha fazla hizmet edeceğime söz verdim. Bilime inanıyordum ama Allah’a daha fazla inanmak ve sadece ona güvenmenin yardım istenirse sadece Allah’tan istenmesi gerektiğine inandım tüm kalbimle. Bir kez daha o dilerse iyi olacağına,  bilimin ne  kadar çaresiz ve zavallı olduğuna inandım. İnsanın yeryüzünde kendi kendine dolanan sarmaşıklar gibi yalnız olduğunu, bu virüsün sadece fakirleri değil  zenginleri de vurduğuna, zenginlerin o kadar büyük kibirlerinin görünmeyen bir virüsten nasıl korktuklarına da şahit oldum. Yüzyılların duayla beraber acı isteğine ve karanlığın insanın karanlığından daha karanlık olduğunu gördüm.

Ülkelerini, şehirlerini ve sokaklarını bir virüsün yaktığı ve hiçbir kurşun atılmadan teslim oluşlarını gördüm. İnsanların gövdelerinden ruhlarının çekilmiş ümitsiz ve anlamsızca sağa sola dolaştığını gördüm. Allah’a olan kulluğumuzu yeniden gözden geçirerek yeniden Allah’a kulluğumuzu hediye etmemiz gerektiğini  öğrendim. İnsandan kuvvetlisi yok diye sürekli yıkmaya çalışan insanın, yerinden kalkamayarak  can çekiştiğini gördüm. Sessizliği yükselten ve sesini dualara açan camilerin mahzunluğuna şahit oldum. Herkeste  ebediyete nasıl intikal edeceğinin , dünyada biriktirdiklerini bir anda  bırakıp  gitmenin endişesini yani dünyayla ahiret  arasında kaldığını gördüm.

Güneşin aydınlığının hüznün soluğunu bastıramadığına her yeni güne ölümleri sayarak uyanıldığına tanık oldum. Bütün yaşanmış tufanların, bu tufanın birer adım gerisinde kaldıklarını ve bütün yaşanmış günahların hesabını uykuda vermeye hazır insan yüzleri gördüm. Usul usul içime dönerken aslında hiçbir yere varmıyordum yine de var olan her şeyi varlığıma eklemek istiyordum meleklerin insanları ve şehri terk ettiği bu meçhul zamanda.