Hangisi senin?
Yâda şöyle sorayım, hangisinin sahibi sensin?
Buna kendi bedenin de dahil.
Biliyorum hiç tereddüt etmeden “hiçbiri” diyeceksin.
Peki, hal ve durum öyle mi?
Yani şu söylem ile eylemlerin arasında yok mu bir tezat?
Seni dilin ile söylediklerini, hal ve davranışların yalanlamıyor mu?
Bir başka deyişle “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?” demiyor musun sen kendine.
Örneğin, bu sonu gelmez ihtiyaçları gidermek için, kendini heba etmekten ne zaman vaz geçeceksin?
Ne zaman “bu dünya boştur” sözünü eylemde de göstereceksin.
Bak ne diyor alemlerin efendisi Muhammed aleyhisselam, " Ademoğlu malım malım deyip duruyor. Ey Ademoğlu yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden ve sevap kazanmak için sadaka olarak önden gönderdiğinden başka malın mı var ki. Müslim, Zühd 3-4; Tirmizî, Zühd 31
Hal böyleyken etme!
Allah’ın sana büyük bir sermaye olarak verdiği ömrünü, dünya malını biriktirmekle harcama!
Bilesin ki o mala mirasçılar çökecektir.
Ve kim bilir onu hangi yoldan harcayacaklar!
Etme!
Başkasının yarınına ait dünyalık geleceğine heba etme.
Bu kadar değersiz biri değilsin sen!
Kendi elinle kendini yakma.
İlla bu dünyada yarınlara dair bir şey bırakmak istiyorsan bu dünyalık bir şey olmamalı.
Malın yerine amel defterini kıyamete kadar açık tutacak şeyler yap.
Ya Sadaka-i cariye, (Allah’ın rızasını almak için bırakılan hayırlı eserler) ya hayır için istifade edilen ilim, yada kendine hayır için dua eden hayırlı evlat bırak.
Bunun için de ölümü çokça an.
Ne diyor rahmetli Cemil Meriç, “Ölüm düşüncesi insanı azgınlıktan, dünya malı sevgisinden, gayri meşrû şehvet ve eğlencelerden, zulmetmekten ve daha nice kötülüklerden alıkoyar.”