11 aylık destansı bir kahramanlık mücadelesini hangi kelimelerle ifade edeceğimi cidden bilmedim. O kutlu direnişi anlatmak için yüreğimin o kadar büyük olmadığını pekâlâ biliyorum. Nasıl anlatırım ki, Şehit Kamil’i, Molla Kara Yılan’ı, Şahin Bey’i ve daha nice isimsiz kahramanı. Öyle diyordu ya 14 yaşındaki Kamil’i, köprübaşındaki kararlı mücadelesiyle, “Düşman askeri cesedimi çiğnemeden Antep’e giremez” Şehid Şahinbey, “Vurun Antepliler namus günüdür” diye haykırıyordu.

Molla Muhammed Karayılan’ı ‘Ya İstiklal Ya İzmihlal’ diye kükrüyordu. Her biri bir dağ gibi çöktü düşman üstüne. Ve dağıldı emperyalist işgalciler sürüsü. Göğüslerini siper edip işgalcilere karşı savaşırken toprağa düşen kutlu şehitleri anlatmaya nefesimin yetmeyeceğinin de farkındayım. Anlatmak istediğimi öyle basit bir hikâye falan değildir.

Silahsız ve cephanesiz bir şekilde on ay dokuz gün boyunca bir taraftan düşmanla, diğer taraftan da açlık ve yoklukla verilen bir istiklal ve istikbal mücadelesidir. Boyunduruk altına girmeyi reddeden şerefli bir isyandır.

Bir namus ve onur cihadıdır, düşmana karşı verilen mücadele. Ve Fransız ordusuna karşı gösterilen direniş, göğsümüze taktığımız onurlu bir madalyadır. Hiçbir yerden yardım ve destek almadan ‘Ölürsem şehit, kalırsam gazi olurum’ inancıyla savaştı ve 6 bin 317 evladını şehit verdi Antep. Bu 100’den tüm Antepliler Gazi’dir.

Bu 100’den Antep’in adı Gaziantep olarak yazılmıştır. Ne diyordu Şair onlar için; Ben Antepliyim, Şahin'im ağam. Mavzer omzuma yük. Ben yumruklarımla dövüşeceğim. Yumruklarım memleket kadar büyük. Hey, hey! Yine de hey hey!