Dostluk üzerine bir söz söylenecekse büyük şair, yazar ve aktivist Fethi Gemuhluoğlu’nun 22 Kasım 1975 ‘te yaptığı konuşmanın içinde bulunduğu “Dostluk Üzerine” kitabını okumak gerek.
Bakın ne diyordu Gemuhluoğlu dostluk ile ilgili, “Size bazı dostluk, remzî de olsa bazı dostluk hikâyeleri anlatmak isterim.
Bu hikâyeler hakîkatın ta kendisidir.
Dost ol kişidir ki, öldürülmesi muhakkak ve mukarrer olan gecede Peygamber-i Ekber’in yatağında yatar, O’na Şâh-ı Velâyet denir.
Dost ol kişidir ki, Yâr-ı Gâr’dır.
Kucağında, mübârek bir emânet vardır.
Bütün delikleri elbisesinden muhtelif parçalarla tıkar, son deliğe tabanını dayamıştır.
Kucağındaki mübârek emânet, uyumayan uyanıklık içinde uyur görünmektedir.
Oradan Ebû-Bekr’i yılan sokar.
Dost son deliğe tabanını, taban gibi görünen gönlünü uzatandır, gönlü ile orayı tıkayandır.
Her şey gönülde cereyan ediyor.
Ve insanlar, biz zannediyoruz ki, hâl-i cimâ’dan doğuruyorlar.
İnsanlar hâl-i cimâ’dan doğmuyorlar.
İnsanları gönül döllüyor.
Gönül çocukları onun için ayrı oluyor.
Ve gönül çocuklarının çoğu onun için “yol evlâdı” oluyor, “bel evlâdı” olmuyor.
Tasavvufta, yol oğlu olmak, bel oğlu olmaktan; yol evlâdı olmak, bel evlâdı olmaktan onun için mukaddemdir.
Benim, size, bir mübârek söz gibi arz edeceğim bir husus yok.
Her şey söylenmiştir.
Kur’ân-ı Mecîd’de söylenmiştir, Kelâm-ı Kadîm’de söylenmiştir.
Peygamber-i Ekber Hadîs-i Şerîflerde söylemişlerdir; tefhîm edilmiştir, teklîmi Peygamber-i Ekber’dendir.
Tefhîmi ilâhîdir, teklîmi de ilâhîdir; tefhîmi Rabb’dandır, teklîmi Peygamber-i Ekber’dendir, Levlâke Sırrının Mazharı’ndandır.
Her şey söylenmiştir.
Türkiye’deki yanlışlık tenkid fikrinden başlıyor.
Yanlışlık dost olmamak, fikre dost olmamak…
İnsana dost olmak, fikre dost olmak, coğrafyaya dost olmak, tarihe dost olmak, kendi vücûduna dost olmak, komşuya dost olmak, gibi kademe kademe, ama entegre bir bütün içinde bütün dostluklar söylenmeye mecbûrdur.
Bütün dostluklar söylenmelidir.
Ama fikre dost olmak, İslâm’da tenkidi mümkün kılmıyor.
Tenkid İslam’da yok.
İslâm, Mübelliğ-i Hakîkî’ye imtisâlen -ki Mübelliğ-i Hakîkî Peygamberlerin Peygamberi, Peygamberlerin İmâmı olan, Levlâke Sırrının Mazharı olan Zât-ı Akdes’dir- tenkid yok; ama O’nun tebliği var.
İslâm onun için tenkid üzere değildir; İslâm tebliğ üzeredir.
Biz şimdiye kadar…
Bizim son zamanlarda çektiğimiz, tenkid ile vakit geçirmiş olmamızdandır.
Meseleyi bir disiplin üzere, meseleyi bir nizâm üzere ortaya koymuş olamamanın hicâbıdır bu.
Meseleyi bu şekilde va’z etseydik…
Tenkidle vakit geçireceğimiz yerde tebliğ vazifesini yüklenseydik, o zaman dünya, ki yaşama sevincini yitirmemek gerekir; “Dünya bir cenâbetin elinden bir cenâbetin eline geçen hamam tasıdır” dense bile, dünya yaşanmaya değer.
Ve Bedri Rahmi doğru söylüyor tabiî, tasavvufla hiç alâkası olmadığı halde bir şair hassasiyetiyle “Dünya, kiri ile pası ile sevmeye değer”.
Batı adamınındır bunalım.
Fikre dostluk, nasıl fikre dostluk tebliğ ile başlıyorsa…
Mü’min kişi, yerinmenin ve sevinmenin ötesindedir.
Mü’min kişi yerinmez ve sevinmez, çünkü gerçekçidir.
Sarîh, Kur’ân-ı Kerîm, Kur’ân-ı Mecîd, Kelâm-ı Hakîkî. Mü’min kişi zann üzere değildir.
Zannın büyüğünden de küçüğünden de sakınmıştır.
Hırs-ı mâl, hırs-ı câh üzere değildir.
Tûl-i emel sahibi değildir.
Hayâlperest değildir.
Mâl ve mevkî hırsından âzâdedir.
Zannın büyüğünden ve küçüğünden nefsini berî kılmıştır.
Zaten nefsi yoktur. İzzet-i insânı ve izzet-i İslâm'ı vardır.
Nefsin izzeti olmaz.
İzzet-i insânı ve izzet-i İslâm’ı vardır.
İzzet buna râci’dir.”
Elbette bu kadarıyla bitmedi. Bir sonraki yazıda devam edeceğiz Ustad Fethi Gemuhluoğlu’nun dostluk üzerine söylediklerine…